Çarşamba , Şubat 18 2026
Home / Güncel / Genel Dünya ve Ortadoğu Denkleminde; Kürdistan ve Rojava’nın Güncel Durumu! KKP

Genel Dünya ve Ortadoğu Denkleminde; Kürdistan ve Rojava’nın Güncel Durumu! KKP

Emperyalist kapitalist dünya sistemi, tarihsel sınırlarına dayanmış; yapısal, çok boyutlu ve derin bir kriz sürecine girmiştir. Bu kriz, yalnızca dönemsel bir ekonomik daralma değil; üretim ilişkilerinden siyasal üstyapılara, uluslararası güç dengelerinden ideolojik meşruiyete kadar uzanan bütünlüklü bir bunalımı ifade etmektedir.

Sermayenin kâr oranlarındaki uzun erimli düşüş, küresel pazarların doygunluğa ulaşması, üretken yatırımların yerini spekülatif ve finansal mekanizmalara bırakması ve borçlanma üzerinden sürdürülen sahte büyüme modelleri bu krizin temel dinamiklerini oluşturmaktadır.

Bugün Batı merkezli emperyalist sistem yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda siyasal, toplumsal ve ahlaki bir hegemonya krizi yaşamaktadır.

Çok Kutuplu Dünya ve Kalıcı İstikrarsızlık

Bu yapısal kriz, dünya sisteminde tek kutuplu düzenin çözülmesini hızlandırmış; çok kutuplu, istikrarsız ve çatışmalı bir güç dengesi arayışını beraberinde getirmiştir. ABD ve müttefiklerinin askerî, ekonomik ve diplomatik müdahale kapasitesi göreli olarak zayıflarken; Rusya, Çin ve çeşitli bölgesel güçler arasındaki rekabet sertleşmiştir.

Emperyalist sistem içi çelişkiler derinleşmiş; savaşlar doğrudan işgaller yerine vekâlet savaşları, hibrit çatışmalar ve kalıcı istikrarsızlık stratejileri üzerinden yürütülmeye başlanmıştır. Bu durum, özellikle kırılgan bölgelerde halklar açısından uzun süreli yıkım ve güvencesizlik anlamına gelmektedir.

Ortadoğu: Emperyalist Krizin Yoğunlaştığı Fay Hattı

Ortadoğu, emperyalist kapitalizmin çok katmanlı krizinin en yoğun ve en yıkıcı biçimde yaşandığı coğrafyalardan biridir. Bölge; enerji kaynakları, ticaret ve ulaşım hatları, jeopolitik konumu ve tarihsel-toplumsal çelişkileri nedeniyle emperyalist rekabetin merkezinde yer almaktadır.

Günümüzde Ortadoğu’da emperyalist müdahale, klasik sömürgeci işgaller biçiminde değil; devletlerin zayıflatılması, toplumların parçalanması ve kalıcı çatışma dinamiklerinin beslenmesi üzerinden yürütülmektedir. Etnik, mezhepsel ve inanç temelli farklılıklar sistematik biçimde kışkırtılmakta; halklar birbirine karşı konumlandırılmakta; merkezi devlet yapılarının çözülmesiyle birlikte otoriter, militarist ve dışa bağımlı rejimler güç kazanmaktadır.

Ortadoğu’da yaşanan savaşlar yalnızca bölgesel aktörler arasındaki güç mücadeleleri değildir. Bu savaşlar aynı zamanda emperyalist sistemin krizini yönetme ve yeniden üretme araçlarıdır. Sürekli çatışma hâli, halkların siyasal iradesini felç etmekte; demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü alternatiflerin gelişimini bilinçli biçimde engellemektedir.

Emperyalist güçler açısından istikrarsız ama kontrol edilebilir bir Ortadoğu, barış içinde ve halkların öznesi olduğu bir Ortadoğu’dan daha işlevsel görülmektedir. Bu nedenle kriz derinleştikçe barış ve çözüm perspektifleri değil; daha uzun süreli, daha karmaşık ve iç içe geçmiş çatışmalar üretilmektedir. Filistin’den Suriye’ye, Irak’tan Yemen’e uzanan savaş hattı bunun en somut göstergesidir.

Türkiye’nin Emperyalist Sistem İçindeki Çelişkili Konumu

Türkiye, emperyalist dünya sistemi içerisinde özgün ve çelişkili bir konumda yer almaktadır. Bir yandan NATO üyeliği, Batı merkezli ekonomik entegrasyon ve askerî-siyasal ittifaklar üzerinden emperyalist sistemin bir parçası olmayı sürdürürken; diğer yandan bölgesel güç olma iddiası ve yayılmacı politikaları bu ilişkileri sürekli krizli hâle getirmektedir.

Türkiye egemen sınıfları, tarihsel olarak Kürt meselesini inkâr, imha ve asimilasyon politikalarıyla yönetmeye çalışmış; bu sömürgeci yaklaşımı devletin temel güvenlik doktrini hâline getirmiştir. Kürdistan’da en küçük bir statü kazanımı ya da demokratik hak genişlemesi dahi “ulusal beka” söylemiyle bastırılmıştır.

Bu yaklaşım, Türkiye’yi içeride otoriterliğe; dış politikada ise emperyalist güçlere daha fazla bağımlılığa sürüklemiştir. Kürdistan’da çözümsüzlük politikası, Türkiye’yi sürekli askerî harcamalara, sınır ötesi operasyonlara ve diplomatik tavizlere mahkûm etmektedir. Bu durum, Türkiye’nin bölgesel aktör olma iddiasını zayıflatmakta; onu emperyalist güçler arasında sıkışmış bir denge siyasetine mahkûm etmektedir.

Kürt sorununu baskı yoluyla bastırma stratejisi, ne Türkiye halklarına ne de Kürdistan halkına barış getirmiştir. “Ezilen ulus özgür olmadan ezen ulus özgür olmaz” gerçeğiyle; Kürdistan özgür olmadan Türkiye’ye demokrasi ve özgürlük gelmesi mümkün değildir.

Kürdistan’ın Konumu: Parçalanmışlık, Direniş ve Pazarlık Alanı

Kürdistan, emperyalist sistemin kriz dönemlerinde uyguladığı böl-parçala-dengele siyasetinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Dört devlet arasında bölünmüşlük, devletsizlik ve sürekli güvenlik tehdidi, Kürt meselesini hem bir halkın özgürlük ve eşitlik sorunu hem de küresel güçler açısından stratejik bir pazarlık alanı hâline getirmiştir.

Emperyalist güçler Kürt sorununu tarihsel olarak çözmek istememiş; aksine onu bölgesel çıkarları doğrultusunda bir araç olarak kullanmıştır. Bölge devletleri ise bu durumu sömürgeci politikalarla pekiştirmiş; Kürt halkının en temel ulusal, siyasal ve kültürel haklarını dahi tanımaktan kaçınmıştır.

Bu koşullar altında Kürt ulusal hareketi, varlığını sürdürmek ve kazanımlarını korumak için zaman zaman uluslararası güçlerle taktik ilişkiler kurmak zorunda kalmıştır. Ulusal çıkarlar temelinde geliştirilen bu ilişkiler meşrudur. Ancak tarihsel deneyimler açıkça göstermiştir ki; emperyalist güçlerle kurulan hiçbir ilişki kalıcı özgürlük ve güvence sağlamaz.

Kürt halkının geleceği ancak kendi örgütlü gücüne, halklar arası dayanışmaya ve demokratik-sosyalist bir perspektife dayanabilir.

Rojava: Tarihsel Bir Deneyim ve Sürekli Tehdit

Rojava’da ortaya çıkan özyönetim modeli, Ortadoğu’nun otoriter, erkek egemen ve tekçi siyasal yapıları karşısında tarihsel bir kırılma noktasıdır. Demokratik, laik, çok kimlikli ve kadın özgürlükçü karakteriyle Rojava deneyimi; yalnızca Kürt halkı için değil, bölgedeki tüm ezilen halklar açısından umut verici bir alternatif sunmuştur.

Kadınların siyasal ve toplumsal yaşamda öncü rol üstlenmesi, halklar ve inançlar arası eşitliği esas alan yönetim anlayışı, yerel demokrasi pratikleri ve ekolojik duyarlılık, Rojava’yı sıradan bir bölgesel yapı olmaktan çıkarmış; onu Ortadoğu’da yeni bir yaşam projesi hâline getirmiştir.

Ancak bu kazanımlar, statü belirsizliği ve dış müdahalelere açık olma durumu nedeniyle sürekli tehdit altındadır. Rojava’nın anayasal güvenceden yoksun bırakılması; askerî saldırılar, ambargolar, demografik müdahaleler ve diplomatik yalnızlaştırma politikalarıyla birleşerek bu deneyimi tasfiye etmeyi hedeflemektedir.

Merkezi ulus-devlet yapısı içinde koşulsuz entegrasyon dayatması, bu toplumsal projenin fiilen ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Bu nedenle Rojava açısından federatif bir statü, taktik değil; stratejik ve yaşamsal bir zorunluluktur.

Demokratik, çoğulcu ve yerinden yönetimi esas alan federatif bir çözüm, hem bölge halklarının iradesini tanıyacak hem de Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde kalıcı ve adil bir barışın zeminini oluşturacaktır.

Halkların Ortak Kurtuluşu Perspektifi

Partimiz, Kürt meselesini dar anlamda bir ulusal sorun olarak ele almamaktadır. Bu mesele aynı zamanda sınıfsal, toplumsal, demokratik ve ekolojik boyutları olan tarihsel bir sorundur.

Emekçilerin, kadınların ve gençlerin yaşam koşullarını iyileştirmeyen; halklar ve inanç toplulukları arasında eşitliği esas almayan; doğayla uyumlu bir yaşam perspektifi sunmayan hiçbir çözüm tarafımızdan kabul edilemez.

Kürt halkının özgürlük mücadelesi, bölgedeki diğer halkların demokratikleşme mücadelesinden ayrı düşünülemez. Arap, Süryani, Ermeni, Türkmen, Alevi, Dürzi ve tüm ezilen halklarla dayanışma; kalıcı barışın ve ortak geleceğin temel güvencesidir. Milliyetçi, mezhepçi ve şoven yaklaşımlar yalnızca egemenlerin çıkarlarına hizmet eder.

Çağrımız

Bu tarihsel sorumluluk bilinciyle partimiz;

Tüm Kürt ve Kürdistani siyasal güçleri, ortak bir ulusal ve demokratik program etrafında birleşmeye,

Rojava’nın federatif bir statüye kavuşturulması yönünde somut ve eşgüdümlü adımlar atmaya,

Kürtlerin, Dürzilerin ve Alevilerin Demokratik Suriye Federal Devleti perspektifiyle mücadeleyi yükseltmeye çağırmaktadır.

Aynı zamanda bölgesel ve uluslararası tüm aktörleri; Kürt halkının meşru ulusal taleplerine, kendi kaderini tayin hakkına ve demokratik kazanımlarına saygı göstermeye davet ediyoruz.

Sonuç

Kürdistan’ın ve Rojava’nın geleceği, emperyalist güçlerin ve bölge devletlerinin dar çıkar hesaplarına bırakılamaz. Bu gelecek ancak halkların ortak iradesi, demokratik örgütlenme ve sosyalist bir perspektifle inşa edilebilir.

Partimiz, bu tarihsel sorumluluğun bilinciyle; mücadeleyi büyütmeye, halklar arası dayanışmayı güçlendirmeye ve özgür, eşit, demokratik bir gelecek için yapıcı katkılar sunmaya kararlılıkla devam edecektir.

Partya Komunista Kurdistan(KKP)

Merkez Komitesi

06.02.2026

Bölüme ait diğer yazılardan!

NEWROZ PÎROZ BE!

NEWROZ PÎROZ BE! PARTIYA KOMUNÎST A KURDISTAN (KKP) Halkımızın direniş ve özgürlük ateşi olan Newroz, …