Home / Güncel / ULUSAL BİRLİĞİN ACİLİYETİ VE DEVRİMCİ SORUMLULUK! BARAN CEM

ULUSAL BİRLİĞİN ACİLİYETİ VE DEVRİMCİ SORUMLULUK! BARAN CEM

Gare Dersleri;

Ulusal Birliğin Aciliyeti ve Devrimci Sorumluluk! 

Sömürgeci Faşist devlet TC‘nin Kürdistan‘ın üç parçasında hakimiyetini ilelebet kurumsallaştırmak ve kalıcılaştırmak planları olduğunu bütün dünya biliyor. Birinci emperyalist paylaşım sonrası ortaya çıkan sınırları Osmanlının devamı olan TC bir türlü kabullenemedi. Kürdistan‘ın Kuzey parçasını işgal ve ilhak etmesi, sömürgeci devlet için yeterli değil. O, hala Rojava ve Başur Kürdistan‘ını da işgal ve ilhak etmenin peşinde.

Bu planını gerçekleştirmek için her zaman pusudadır ve uygun fırsat kollamaktadır. Uygun fırsatlar ise; uluslararası, bölgesel, cephe gerisi ve Kürdistan‘ın özgürlüğü için mücadele eden Kürt ulusal güçlerinin durumuna bağlı olarak sürekli değişkenlik göstermektedir.

TC sömürgeciliği, özellikle son on yılda Suriye ve Irak‘taki gelişmelerden dolayı Rusya-İran  ile AB-ABD bloku arasındaki karşıtlığın kendisine uygun ortam sunduğunu değerlendiriyor ve  bundan faydalanarak etki alanlarını genişletmeye çalışıyor.  Bölge/Ortadoğudaki devletlerin bir çoğu bir şekliyle kendi aralarında dini, etnik kamplaşmalar temelinde boğaz boğaza kapışma içerisindeler. Irak ve Suriye devletlerinin merkezi otoritesi, devlet bütünlüğü parçalanmış ve zayıf düşürülmüştür. Bölge devletleri, TC‘nin bölgedeki yayılma istekleri karşısında gerekli direnci (İran kısmende Suudi Arabistan hariç) gösteremiyorlar.

Gare öncesi, TC Milli Savunma bakanı Hulisi Akar ABD‘nin yeni savunma bakanı ile telefonla, Almanya savunma bakanı ile de 2 Şubat tarihinede Berlin‘de bizat görüştü. Bu görüşmelerde TC,  Gare saldırısı için gerekli olan istihbarat, NATO teknoljisini kullanma izni ve onayını almış olduğu anlaşılıyor. Bunun için S-400‘lerin çürümeye terk edileceği, TC‘nin yerinin batı bloku ve dolaysıyla NATO olduğunun garantilerinin verildiği açıkça dillendirildi. Esas hedefin Şengal olduğu ama İran, ve Şii ağırlıklı Irak merkezi hükümetinin buna razı edilemediğide sızan bilgiler arasında idi.   Bu ve belki daha başka sebeplerden dolayı işgal saldırısının Gare‘ye kaydırıldığı, NATO, AB, ABD, Irak ve kısmende PDK‘den Gare‘deki „rehine kurtarma“ işgal operasyonuna onay alındığı anlaşılıyor.

AKP iktidarı ile birlikte,TC sınırları içerisinde son on yılda giderek kurumsallaşan açık faşizm en ufak demokratik, ekonomik ve sosyal talepli muhalif kıpırdamaya faşist devlet terörüyle cevap veriyor. Milliyetçi, muhafazakar ve islami kesimleri Türk-İslam düşüncesi ekseninde konsolide ederek iktidarın yaptığı her şeyi destekleyen ırkçı, şöven ve faşist bir taban oluşturdu. Büyük ölçüde şövenizmin etkisi altında olan işçi sınıfı ve sendikaları sadece ekonomik taleplerle sınırlı olan, çok parçalı ve koordinasyondan uzak, küçük çaplı eylemlilikler içerisinde hapis olmuş durumda.

Nispeten büyük şehirlerde canlı ve etkili olan kadın muhalefeti ise esas olarak kadına yönelik devlet ve erkek şiddetine karşı mücadele gündemli eylemliliklerde kitsel olarak sokağa çıkıyor ve caydırıcı olabiliyor. Kadın hareketinin bazı bileşenleri tarafından bazen savaşın, erkek ve devlet şiddetine uygun zemin yarattığı dillendirilse de, hareketin başını çeken orta gelir gruplarından kadın örgütleri, (Kürtler ve bazı sosyalist kadın örgütleri hariç) tam olarak sömürgeciliği ve savaş politikalarını hedefe koyan bir çepheden devlete karşı mücadeleyi gündemine almış değil.

Esas önemli dinamik olan, Kürt halkı ve türkiye devrimci-sosyalist hareketi; „teröristler“ demogojisi eşliğinde yürütülen siyasi ve fiziki linç kampanyaları ve devlet terörü ile imha edilmeye çalışılıyor. On binlerce insan cezaevlerinde veya sürgünlerde… Daha çok HDP etrafında kümelenen bu kesimlerin  sesleri herşeye rağmen kısılamıyor ama TC‘nin planlarını engelleyebilecek bir eylemlilik için gereken caydırıcılıktan da uzak. Mecliste temsil edilen sözde burjuva muhalefet ise her seferinde; „ söz konusu vatansa gerisi teferruattır“ şöven-ırkçı bir tutum alarak, devlet politikalarının arkasında iktidarla kol kola giriyor.

Ülke içinde son zamanlarda meydana gelen  öğrenci ve işçi eylemlerinden, artan işsizlik ve yoksulluktan  dolayı gündemin değiştirilmesi için bir „kahramanlık“ destanı yaratmaya ihtiyaç vardı ama işgal saldırısını buna bağlamak yanıltıcı olur. Zamanlamasında, öğrenci eylemlilikleri vb. durumlar etkili olmuş olabilir fakat bu işgal saldırısının çok önceden, TC‘nin uzun vadeli planları çerçevesinde planlanmış olduğu muhakkak.

TC devletinin direkt kontrol edemediği ve denetleyemediği alanlarda olan güçler var. Bunlar, Başur Kürdistanı bölegesel hükümetini oluşturan PDK ve YNK, Bakur, Başur, Rojava Kürdistan‘ın üç parçasında etkin olan PKK ve PYD dir. Bu güçlere karşı yıllardır yürütülen her türlü imha yöntemi sonuç alıcı olmadı. O yüzden, Kürt ulusal güçleri arasında bir iç karşıtlık yaratma planı devreye sokuldu. Eğer çeşitli hile, provakasyon ve baskılarla Kürdistani güçler arasında bir çatışma/bırakuji yaratılabilinirse, TC yayılmacılığının önündeki esas büyük engel ortadan kalkmış olacaktı.

Plan devreye sokuldu. PDK ve PKK arasında aylardır dışarıdan ve içeriden kışkırtılan bir bırakuji başlatma faaliyeti oldukça etkili bir şekilde yürütüldü. TC‘nin manipülasyonları ve her kesimden ilgili ilgisiz kişillerin yaptığı kışkırtıcı açıklamalarla Kürt halk güçleri karşı karşıya getirildi.  Aklı selimin devreye girmesi ile fiili çatışmaların büyümesi engellendi fakat, Gare öncesinde karşılıklı güvensizlik had safhaya çıkmış oldu. TC, Kürt ulusal güçleri arasında silahlı çatışma çıkartmak için en son ana kadar provakatif haberler yayarak, kuşku ve düşmanlığı kışkırtmaya çalıştı. Gare işgal saldırısı başladığı gün MHP genel başkan yardımcısı, eski kontr-gerilla elemanı Abdullah Ağar „peşmerge asker elbisesi giyerek ordumuza yardımcı oluyor“ diyerek kışkırtmayı en üst boyuta çıkardı. İlk başta bu yalan ve manipülasyonlar etkilide oldu. PKK ve Halkların Birleşik Devrim Hareketi  (HBDH) bileşenleri bu haberlere maalesef inandılar.

KKP, Partiya Komünist a Kurdistan, daha işgal saldırısı devam ederken yaptığı açıklamada bu tehlikeye dikkat çekmiş ve şu sözlerle tarafları uyarmıştı, „…Kürt cephesinde ise, bugün için bölgede etkin ve ağırlık sahibi olan Kürdistani iki güç PKK ve PDK‘dir. Türk devletinin Kürdistanın üç parçasını işgal ve ilhak etme stratejisinin bu iki güç tarafından da bilinmesine rağmen, ne yazık ki yapılan açıklamalar ve değerlendirmeler bu gerçekliğe ters niteliktedir. Her iki güç esas işgalciden fazla birbirini suçlamaktadır. Hatta PKK kaynakları PDK peşmergelerinin harekata destek verdiklerini, kara ve hava unsurlarının Türkiye‘den değil Başur topraklarından saldırılara katıldıklarına dair açıklamalarda bulunuyorlar. Bunlar doğru ise; bunun kabul edilmesi mümkün değildir. (…) Bu tür haberlerin bilinçli olarak düşman tarafından provakasyon amaçlı çıkarılmış olmaları çok büyük ihtimal dahilindedir. Bu nedenle bütün Kürdistanı güçleri daha  dikkatli ve hassas olmaya davet ediyoruz(…) “

KKP‘nin, başka bazı örgüt ve aydın şahsiyetlerin uyarılarına ve HPG‘nin „KDP güçlerinin TC ordusu ile birlikte davrandığına dair tesbitlerimiz yoktur“ açıklamasına rağmen MLKP ve HBDH bileşenleri PDK karşıtı açıklamalarını sürdürerek PDK güçlerininde düşman olarak gördüklerini ve hedef alacaklarını ilan ettiler. „Türk sermaye devleti Garê’ye yönelen faşist sömürgeci işgal saldırısında bir başına değildir. Barzani’nin yönetimindeki KDP, işgal saldırısının işbirlikçisi, lanetli suç ortağıdır. Kürt halkının düşmanlarıyla en aşağılık işbirliğine giren, onlara yeni bir soykırımcı saldırı için her türlü desteği veren KDP, kendi alnına silinmeyecek bir onursuzluk mührü vurdu. Çürüyüp kokuştuğunu, Barzani ailesinin çıkarları uğruna her türlü değeri satılığa çıkardığını gösterdi. Başta Başûrê Kürdistan halkı olmak üzere Kürt ulusu bu suçu ve suçluları asla unutmayacak, asla bağışlamayacaktır.“

MLKP MK 10 Şubat 2021 tarihli açıklamasından…

Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) Yürütme Komitesinin 10 Şubat tarihli açıklamasında ise şu ifadeler kullanılıyordu. „KDP İŞGALİN DOĞRUDAN ORTAĞIDIR.“ Türk devletinin işgal saldırısında KDP yönetiminin doğrudan desteğini almış olduğu vurgulanan açıklamada, “KDP peşmergeleri yürüttükleri istihbarat faaliyeti ve gerilla alanlarına dönük kuşatmalarıyla bu işgalin doğrudan ortağıdır. KDP KÜRT HALKINA İHANET ETMİŞTİR“ deniliyor ve;
„Kürt halkına ihanet eden KDP peşmergeleri işgalci Türk devleti saflarında Türk askeri üniformalarıyla savaşırken bizler Kürdistan özgürlük mücadelesinde destek olarak HBDH güçleri olarak HPG saflarında gerilla kıyafetleriyle omuz omuza savaşacağız. Tarih ihaneti de direnişi de devrimci siper yoldaşlığını da yazacaktır. (…)“

Bu arkadaşların kürt ulusal güçleri arasında çıkabilecek bir çatışmayı engellemesi için aracılık yapmaları gerekirken, TC devletinin provakatif haberlerini esas alarak ateşe benzinle gitmeleri Kürt halkına ve ulusal birlik çabalarına katkı sunmuyor maalesef. Dostlarımızın bu tutumlarını bir kez daha gözden geçirmelerini öneririz. PDK yönetiminin çeşitli saiklerle TC‘nin saldırılarına sesiz kalması, daha da vahimi destek olmasının elbetteki kabul edilir bir yanı yok. Ama milyonlarca Başurlu Kürt halklarını, ulusal yurtsever duygularından en küçük bir şüphe bile duymak abestir. Bu konuda toptancı bir yaklaşım doğru olamaz.

Nitekim, Başur Kürdistanın da yaşayan gazeteci Nejmettin Salaz, katıldığı Can Tv‘de Şükrü Yıldız‘ın sunduğu yayında Gare de TC ordusunun yenligisi  sonrasında Başurun büyük şehirlerinde büyük bir çoşkunun yaşandığını ve gençlerin araba konvoylarıyla gerillanın zaferini kutladıklarını anlatıyordu.

16 Şubat tarihinde Duran Kalkan Medya TV de yayınlanan röportajında saldırının hedefi ve PDK‘nin rolü ile ilgili şunları söylüyordu; „ opersyonun esas hedefi gerillanın komuta kontrol merkezi, ana kargahını imha etmek ve alan tutarak işgali kalıcılaştırmaktı. Esirleri kurtarmak bu hedeflerden sadece biri idi. PDK biz katılmadık diyor ama Beşikadan geldiler. En azından sesiz kaldılar, kapı açtılar. Bunu izah etmeli, açıklama yapmalılar.“ diyerek ellerinde PDK‘nin desteğine dair kesin delillerin olmadığını dolaylı olarak açıklıyordu.  Aynı proğramda; „Başurdaki siyaset ipotek altına alınmıştı. Türk ordusunun yenilmezliği kafalara yerleştirilmişti. Ama bu durum kırıldı. TC ordusu yenilmez diyenler yenilebileceğini gördüler. Gerilla ve peşmerge tek bir komuta altında olsa sonuç daha başka olurdu. Bu başarı tüm Kürt halkına aittir. Umut ederiz ki Güney‘deki siyaset, aydınlar, parlemento bu konuyu ulusal birlik için kullanabilsinler. Zafer Başur halkımıza kutlu olsun. Bu dört parçadaki halkımızın ve dostlarımızın ortak zaferidir“ diyordu Duran Kalkan.  Bu açıklamalardan PKK nin Gare den çıkardığı sonuçların en azından ulusal birlik babında umut verici olduğunu ve gerekli sorumlu davranışı göstereceğini bekleyebiliriz. HBDH ve MLKP gibi dost güçlerden de, ulusal birlik gibi can alıcı bir konuda daha hassas olmalarını beklemek halkımızın ve bizlerin hakkıdır.

Sonuç olarak;

Gare sonrası yapılan açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla TC açısından fiyasko ile sonuçlanan tam bir hezimet yaşanmıştır. Hedef rehineleri kurtarmak idi ise, bütün rehineler ölü olarak „kurtarıl(ama)dı.“  Gerillanın rehineleri infaz ettiği söylemi demogojiktir, kışkırma amaçlıdır. Hedef bölgenin ele geçirilip işgal edilmesi idiyse yenilgi daha da vahimdir. Çünkü kayıplar verilerek geri çekilinmiştir. Amaç çok sayıda gerilla imha etmek idiyse, dünyanın en güçlü ordularından birisi ve NATO‘nun modern silahlarını kullanarak,  yüzlerce sorti yapılarak yürütülen bu harekattaki güçler arasındaki dengesizlik göz önüne alındığında ortada bir başarı yoktur ve askeri-savaş tekniği açısından da yenilgidir. Halkların ve dünyanın duyarlı kesimlerinin vijdanında ise TC tamamen kaybeden taraftır. Politik olarakta bir hezimettir. Kısacası kazanan Kürdistan‘ın kahraman gerillası, kaybeden ise başta NATO, AB‘nin patronları ABD ve Almanyadır, bir bütün olarak sömürgeciliktir. Sonrasında HDP‘ne azgınca saldırılarmaları ve yüzlerce insanı gözaltına alınmalarının sebebide budur.

Gare dersleri ve devrimci sorumluluk;

1. Yeniden ortaya çıktı ki, her şeye rağmen TC‘nin Avrasya‘ya doğru bir eksen kayması sanıldığı kadar kolay değildir. Bu hem AB ile olan ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerinden ötürü, hemde silahlı güçlerin NATO içerisindeki yıllarca süren entegrasyonu itibariyle böyledir.

2. Rusya ile ilişkiler pamuk ipliğine bağlıdır ve TC açısından, bir çok karşıtlığa rağmen Rusya ile girilen ilişkilerin esas nedeni Kürt halkının kazanımlarının engellenmesidir.

3. İran bölgenin önemli bir aktörüdür. İran‘ın Rusya ile partnerliği ABD-AB batı blokunun ve TC‘nin bölgedeki yayılmacılğının önünde en büyük engeldir. Bundan sonraki kamplaşmaların bu temelde şekilleneceği görülüyor. Kürdistan, bu anlamda kilit role sahip olacaktır.

4. Batı bloku açısından TC kolay vazgeçilecek bir ortak değildir. Kürdistanın tüm parçalarında değilse de Kuzey, Kısmen güney ve Rojavada TC‘nin yayılmacılığına karşı batının açıktan  tavır alacağı gibi bir beklenti yanılgılıdır. Bu yüzden, ABD‘de yeni işbaşına gelen Biden yönetiminin de çok radikal bir tavır takınmasını beklemekte aynı şekilde hayal kırıklığı ile sonuçlanacaktır.

5. Kürt ulusal birliğinin önemi bir kez daha ortaya çıktı. Tam bir birlik olmadığı halde, karşılıklı çatışma olmaması bile Sömürgecilerin işini oldukça zora sokmuştur. Duran Kalkan‘ın da işaret ettiği gibi, tam bir ulusal birlik sağlanmasının olumlu sonuçlarını hayal bile edemeyiz.

6. Bölge halkları, işçi sınıfı ve devrimci sosyalist güçlerin eşitlik temelinde karşılıklı dayanışması ve mücadele birliktelikleri bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrası içinde güvenilebilecek tek zemindir.

7. Kürt halkı açısından defalarca deneyimlendiği gibi, düşmanın böl,parçala,yönet amaçlı provakasyonlarını sürdürmeye devam ettiği, başarılması halinde bir Bırakujinin sonuçlarının felaket olacağı, tersinin, yani ulusal birliğin ise zaferin, özgürlüğün yolunu açacağı bir kez daha kanıtlanmış oldu.

27 Şubat 2021

Bölüme ait diğer yazılardan!

KÖRÜKLENEN IRKÇI VE FAŞİST ATEŞ YAKMAYA DEVAM EDİYOR!

Partiya Komunist a Kurdistan (KKP) Merkez Komitesi Sekreteri Xalil HAZAR ‘ın Konya’nın Meram ilçesindeki DEDEOĞLU …