Pazartesi , Haziran 14 2021
Home / Güncel / KÜRDİSTAN, FİLİSTİN, BASK ÜLKESİ! BARAN CEM

KÜRDİSTAN, FİLİSTİN, BASK ÜLKESİ! BARAN CEM

Kürdistan, Filistin, Bask Ülkesi

 „Kendi evi camdan olan başka eve taş atamaz/atmamalı“ Alman deyimi

 23 yıl İspanya cezaevlerinde tutsak olarak kalmış Bask ülkesi devrimcilerinden birisinin Kürdistan‘dan geldiğimi öğrenince, coşkulu bir sevinçle bana sarılmasını hiç unutamam. Uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Burada bu sohbeti detaylı yazmayacağım. Kısa bir aktarım için sözü Basklı yoldaşıma vermem lazım;

„İspanyol polisi ile ilk karşılaşmam Saddam‘ın Halepçeye saldırısını protesto etmek için duvarlara yazı yazarken yakalanmam sonucu oldu ve kısa sürdü. Daha sonra Bask ülkesinin özgürlüğü için mücadeleden dolayı tutuklandığımda uzun süre işkenceli sorgulardan geçtik yoldaşlarımla birlikte. İspanyol, İsrail ve Türk işkencecileri Amerika tarafından eğitilirler. Ama her ülkenin kendine göre geliştirdikleri özgün işkence tekniği ve yöntemleri de var. İspanyol polisi bize, ilk başlarda İsrail‘in işkence yöntemlerini uygulardı. Sonra bunun yerine „daha etkilidir“ gerekçesiyle Türk yöntemine geçtiler. İsrail‘in işkence teknikleri kötüydü ama türklerin ki çok daha vahşiydi!“

 Bu sohbetten aktarım yapamamdan ve yazının başlığından da anlaşılacağı gibi bu üç halkın mücadelesinin ortak yanlarını vurgulamaktır. Bask ülkesinde, bırakalım büyük kentleri hemen hemen her köyde ve kasabada bile Filistin ve Kürdistan ile dayanışma yazılarına rastlamak mümkün ve iki halkın özgürlük mücadelesi üzerine Basklı her devrimci asgari bir bilgiye sahiptir. Bask örneği ile başlamamın diğer bir nedeni de, baskı altındaki sömürge Halkların arasındaki dayanışmanın karşılık beklemeksizin, olması gereken olarak görülmesine vurgu yapmaktır. İsrail, Filistine her saldırıdığında özellikle biz Kürtler arasında bir tartışma başlar. Birinci eğilim, Filistin ve Kürdistan‘ın ortak kaderlerine vurgu yaparak dayanışmayı öne çıkarırken, ikinci kesim, Filistinli‘lerin Kürtleri Saddam, Esad ve Türkiye karşısında yalnız bıraktığını, hatta bu sömürgeci devletleri desteklediklerini gerekçe gösterir ve dayanışmadan imtina eder.

 Ben şahıs olarak birinci eğilimden yanayım. Gerekçem; ulusal özgürlük mücadelesi yürüten halkların ulus olmaktan kaynaklı temel hakları, andaki politik örgütlerinin ideolojik yapısından bağımsız ele alınmalıdır. İslamcı Hamas‘ın anda öne çıkmış olması Filistin davasının haklı taleplerine gölge düşürmez. Devrimciler, Hamas‘ın ve İslamcıların gerçek yüzlerini teşhir ederler ve onların ideolojisinin halklar açısından barış ve özgürlük getiremeyeceğinin propogandasını yaparlar ve mutlaka da yapmalıdırlar. Ama, „siz bize destek olmuyorsunuz, ne haliniz varsa görün, siz dincisiniz, gericisiniz ve bunu hak ediyorsunuz“ da diyemezler. Böyle düşünen arkadaşlar, bu güne kadar bir kere bile BASK ülkesi için bir kelime yazdınızmı? Bir dayanışma etkinliği yaptınız mı? Yazmadınız, yapmadınız…Yazıp, konuşsaydınız duyulurdu mutlaka. Ama Basklı devrimciler; „ezilenlerin dayanışması lütuf değil, görevdir“ diyor ve karşılık beklemeksizin gerektiğinde harekete geçebiliyorlar. Nasıl ki Şıx Said‘in dindarlığı Kürdistan‘ın özgürlüğü için verdiği mücadelenin haklılığını görmemize engel değildi ise, Hamas‘ın, İsrail işgaline karşı yürüttüğü mücadelenin haklılığını da, dinciliğinden bağımsız olarak görmemizin önünde engel olmamalıdır. Elbetteki ben Filistinde de, Kürdistan‘da da Enternasyonalist, Anti-kapitalist, anti-emperyalist, anti-faşist ve devrimci sosyalistlerin başını çektiği bir mücadelenin bölge halklarının nihai kurtuluşuna ve kardeşliğine hizmet edeceğine inanırım ve bu nitelikteki bir hareketin güçlenmesi için çalışırım.

 Netanyahu‘dan Kürt Dostu, Erdoğan‘dan da Filistin Dostu olmaz.

Her ne kadar anda bu iki popülist ırkçı şahsiyet öne çıksada, siz bunu İsrail ve Türk devletleri olarak anlayın. Çünkü İsrail ile Türk devletlerinin genel olarak dünya da, özel olarak da Ortadoğuda ki ilerici ve devrimci hareketlere, ulusal kurtuluş mücadelelerine karşı üstlendiği misyon ve oynadığı uğursuz rolleri aynıdır ve aynı merkeze hizmet eder. Bu rol, ABD‘nin başını çektiği Batı emperyalizminin geçmişte Sosyalist blok, anti-sömürgeci yurtsever hareketlere, bu gün ise Çin, İran ve Rusya blokuna karşı çıkarlarının gereğine göre belirlenir. O yüzden Türk devletinin Filistin davasına sahip çıkması tamamen aldatmacadır. İsrail’in de aynı şekilde zaman zaman Kürdistan davasına sahip çıkıyor gibi görünmesi de hakeza sahtekarca, kendi iç kamuoyunu manipüle etmek ve Türk devletine karşı koz olarak kullanmaktan başka bir amacı yoktur. Bu iki devlet arasında başta askeri, istihbart teknolojileri olmak üzere devasa ekonomik, pollitik işbirlikleri vardır. Erdoğan ve Netanyahu‘nun zaman zaman tansiyonu yükseltmeleri sadece kendi tabanlarının gazını almak içindir. Diğer arap diktatörlükleri de aynı şekilde bölgemizde yaşanan bütün baskı ve zulümlerin suç ortaklarıdırlar.

O yüzden de hepisinin evi camdan olduğu için diğerinin evine taş atamazlar. Birisinin diğerine diyebileceği bir şey yoktur.

 Uzatmadan, son günlerdeki çatışmalardan kazançlı çıkanları da sayarak bitireyim.

 Netanyahu; Hükümet kuramadı. Yeni hükümeti muhalefeti kurabilirse muhtemelen yolsuzluktan dolayı yargılanacak ve bir daha da Başbakan olma ihtimali kalmayacaktı. Şimdi durum kendi lehine değişebilir.

 Hamas ve İslami Cihad; Filistinde seçimler var. Hamas muhtemelen seçimleride en çok oyu alacaktır. Gazzede halkın Hamasa karşı yükselen tepkisi böylece bastırılmış oldu. Bu arada Hamas‘ın attığı roketlerden ölen üç İsrail vatandaşının ikisi sığınak kazımaları yasak olan Arap asıllılar, diğeri de Hindistan‘dan israile gelen ve bakıcılık işlerinde çalışan bir kadın.

 Erdoğan, AKP/MHP; Sedat Peker, 128 Milyar dolar, yönetilemeyen Corona krizi, Ekonomik kriz, İstanbul sözleşmesi, işsizlik ve en önemlisi de Güney Kürdistan‘a yönelik süren işgal saldırısı ve muhtemel hezimet yada katliamlar böylece gündemin arka planına kaymış oldu.

 Fransa; Lübnan krizine istediği gibi müdahale edebilme ve Hizibullaha kendi çözümünü dayatma fırsatı yakalamış oldu.

 Bir diğer kazanan olarakta ABD yeni bir çıkış yapabilir. Savaşı durdurabilirse, yeni başkan Biden‘i „barış güvercini“ olarak parlatarak, ABD‘nin Trump‘la birlikte Arap ve Filistin halklarının nezdinde aşınan imajını ve güvenirliliğini yeniden düzeltecek ve İran karşıtı sunni aksı tekrardan canlandıracaktır…

Kazananların listesi daha da uzatılabilinir..

 Kaybedenleri yazmama gerek kaldı mı?!

 BARAN CEM

12 Mayıs 2021

Bölüme ait diğer yazılardan!

ULUSAL TAVIR!

Ulusal Tavır Türkiye Devletinin Saldırı ve İşgaline Karşı Ulusal ve Yurtsever Tavır Kürdistan Ulusal Kongresi- …