Pazartesi , Haziran 14 2021
Home / Güncel / SURİYE’NİN GELECEĞİ!

SURİYE’NİN GELECEĞİ!

Suriye savaşı kritik bir kavşakta.  Savaşın tarafı güçler, bulunacak bir çözüm veya çözümsüzlük ten mümkümkün olan en fazla karla çıkmaya çalışıyorlar.  Hummalı bir şekilde görüşmeler yapılıyor, ittifaklar kuruluyor, ittifaklar bozuluyor, taktik ve stratejiler geliştiriliyor… Bu tartışma ve arayışlara bölge halklarının temsilcisi iddiasında olan bir çok parti ve örgüt‘de güçleri oranında katılarak, sonuca etkide bulunmaya çalışıyorlar. Bu çabalardan birisi, 2020 yılını Ağustos‘unda Moskova‘da, Suriye de Komünist muhalefeti temsil eden Halkın İrade Partisi ile Demokratik Suriye Konseyi (MSD) arasında imzalanan bir protokol idi. Aşağıdaki makalede belirtilen görüş ve öneriler Halkın İrade Partisi nin konuya dair düşünceleridir ve 10 Mart 2021 tarihinde Almanya‘da yayınlanan Junge Welt gazetesinde Dima Alnajar imzasıyla yaınlandı*. Önemli bulduğumuz için bu yazıyı Almancasından çevirerek paylaşıyoruz.

Denge Kürdistan yayın kurulu 

SURİYE’NİN GELECEĞİ

Ortak kader
Emperyalist parçalanma veya kendi kaderini tayin. Suriye’de “Kürt sorunu” ve kuzeydoğuda özyönetim üzerine

Dima Alnajar

Özellikle Kürt güçlerinin cihatçılığa karşı mücadele ettiği Suriye’deki savaşın başlamasından on yıl sonra, muhalif komünist “Halkın İrade Partisi” nin Kürtlerle Suriye devleti arasındaki ilişkiye bakış açısını belgeliyoruz. (jW)


Suriye’deki Kürt sorunu olarak adlandırılan olgu genellikle kuzeydoğu Suriye’deki özyönetim sorunuyla karıştırılıyor. Sık sık “Kürt özyönetiminden” söz ediliyor. Bu kafa karışıklığının nesnel nedenleri var, çünkü özyönetimlerin asıl liderliği Kürt Suriyelilerde ve ülkenin kuzeydoğu bölgelerinde diğer bölgelere kıyasla yoğun olarak Suriyeli Kürtler yaşamaktadır. Bununla birlikte, birçok bağlamda bu karışıklık, doğru olmayan niyetlerin ifadesidir.

Emperyalist Batı, “Kürt sorunu” ile ilgilenirken tamamen coğrafi boyutlu bir mantığı hakim kılmaya çalışıyor. Amacı hiçbir şekilde gerçek bir çözüm sağlamak veya Kürtlerin haklarını iade etmek değildir. Coğrafi mantık, bölgenin daha fazla parçalanması için en uygun olanıdır ve en basitinden halklar arasındaki iç çatışmalar için araçsallaştırılabilir.

Kürt nüfusu Suriye’nin tamamına yayılmış durumda. Ülkenin kuzeydoğusu, Kürtler, Araplar, Süryaniler ve diğer küçük gruplar da dahil olmak üzere birçok etnik köken ve milletten oluşan bir yerdir. Bazı milliyetçilerin iddia ettiğinin aksine, esasında hepisi Suriyelidir. Tarihsel olarak, tüm bu halklar, elitlerinin aralarındaki ihtilaflara rağmen- emperyalist önlemler ve bölgedeki rejimlerin demokratik olmayan politikaları altında hep birlikte acı çekiyorlardı. Kendi kaderlerini tayin ve kaderlerinin ortaklığının aynı mecrada buluştuğu bir anlaşmaya varamazlarsa bu halkların gelecekleri olmayacaktır.



Kürt Sorunu“

Geçtiğimiz yüzyılda “Kürt sorununun” karmaşıklığı, İngiltere ve Fransa’nın Ortadoğu’daki etki alanlarını düzenlediği 1916’daki sömürgeci Sykes-Picot Anlaşmasına kadar uzanıyor. Bölgedeki devlet sınırları kasıtlı olarak, örneğin su temini veya uluslar arası anlaşmazlıklar açısından çok sayıda sorun çıkacak şekilde belirlendi.

“Kürt sorunu” dört ülkeyi – Türkiye, İran, Irak ve Suriye – etkilediğinden, birindeki herhangi bir değişiklik diğer üç ülkeden ve aynı zamanda onların uluslararası müttefiklerinden tepkilere neden olmaktadır. Bu durumda, Kürt halkının ve diğer halkların çıkarlarının her zaman ikincil derecede öneme sahip olduğu uluslararası çatışmalar için alan açtı.

Bu zor durumu çözmek için, bu ülkelerdeki ulusal adaletsizliği ortadan kaldırmak, radikal demokratik ve sosyo-ekonomik değişiklikler getirmek için bu dört ülkenin her birindeki yerel ilerici güçler ile birlikte ortak mücadele etmek zaruriyeti vardır. Ancak o zaman bölge halkları arasındaki gönüllü anlaşmaların bir parçası olarak “Kürt sorunu” na genel bir çözüm bulunacaktır.

Suriye’de “Kürt sorununun” ortaya çıkmasında iki faktör önemlidir: 1950’lerde çeşitli Arap milliyetçi akımları ve ardından Kürtler ortaya çıktı. 1958’den itibaren Arap milliyetçileri iktidara geldi. O zamandan beri Kürtlere karşı ayrımcı bir politika izlediler. Bir diğer önemli nokta ise Haseke’deki 1962 nüfus sayımıdır. Suriye hükümetindeki şoven-milliyetçi akımlar, daha önce yeni toprak edinme hakları almış olan fakir Kürt çiftçilere karşı, (Kürtlerden de dahil olmak üzere) büyük toprak sahipleriyle ittifak kurdu. Bu toprakların geriye alınması,  Kürtler vatandaşlıktan çıkarılarak sağlanmış oldu.

Budan dolayıdır ki, “Kürt sorunu” nun Suriye halkının genel demokratikleşmesinin önemli bir parçası olarak görülmesi gerektiği sonucu çıkıyor. Bir çözüm ancak ülkede mazlumların işbirliği ile bulunmalı ve bulunabilir. Bunun için Kürtlerin anayasaya göre Suriye halkının vazgeçilmez bir parçası olarak tanınması, eşit vatandaşlık haklarının yanı sıra kültürel ve dilsel hakların da güvence altına alınması gerekmektedir.



Özyönetim bir zorunluluktur

Kuzeydoğu Suriye’de özyönetim, hükümet kurumlarının bölgeden çekilmesinin ardından Suriye krizinin karmaşıklığından nesnel bir gereklilik olarak ortaya çıktı. Bölge halkının kendi işlerini yönetmeye çalışması için ilk tarihi fırsattı. Suriye, 1946’daki bağımsızlığından sonra son derece merkezileşmişti; bu, modern bir devlet olarak ortaya çıkışının ilk aşamalarında bir zorunluluktu. Ancak zamanla, bu yönetim biçimi büyümenin önünde büyük bir engel ve merkezi bir yolsuzluk aracı haline geldi. Bu durum, Suriye’deki birçok bölgenin yağmalanmasının temeli oldu

Suriyeli siyasi güçlerin çoğunluğunun devletin merkezileşmesi ve ademi merkeziyetçileşmesi ile ilgili konuyu bir karşıtlık-çelişiki şeklinde ele almaları yanıltıcıdır. Bunun arkasındaki hedef, çoğu zaman  siyasi olarak kutuplaştırmaktır. Tüm Suriyelilerin, ülkenin toprak ve insan bakımından birleşik bir devlet, yani merkezi olan bir ülke olarak kalması gerektiği inancında olduğu tartışıma götürmüyor. Buna rağmen- ve bu nedenle – yetkileri merkez ile ülkenin diğer bölgeleri arasında nasıl dağıtılacağını düzenleyen kurallarla ilgili halk arasında demokratik bir diyalog olmalıdır.

Merkezileşme ve ademi merkeziyetçilik arasında sağlıklı bir ilişki için, gerek üretim ilişkilerinin ve gereksede üretici  güçlerin gelişmesinin her aşaması, hem de savaşın bir sonucu olarak durumun kırılganlığı dikkate alınmalıdır: ülkenin yükselişi/gelişmesi sekteye uğratılmamalıdır. Bu anlamda merkezileşme ve ademi merkeziyetçilik arasında ilerici bir ilişkinin formüle edilmesi sadece Suriye’nin belirli bir parçası değil, tüm ülkenin kalkınması bağlamında nesnel ve tarihsel bir ihtiyaçtır.

Çelişkilerin farkında olunmalı


Kuzeydoğudaki özyönetim deneyiminin, kadın haklarına saygı ve her şeyden önce “İslam Devleti” ne karşı mücadele, özellikle Kobani’deki (Ain Al-Arab) kahramanca halk direnişi gibi birçok olumlu yanı vardır. Washington liderliğindeki sözde uluslararası koalisyonun müdahalesinden önce bile var olan Terörizme karşı halk direnişinin model örneklerindendir. Bununla birlikte deneyimler, siyasi daralma, yolsuzluk ve yeni tasarlanan eğitim sistemi ile ilgili demokratik olmayan yaklaşımlar gibi olumsuz yönleri de göstermektedir.
Ancak asıl sorun, Washington’un bölgedeki politikasının Suriye’nin kuzeydoğusunu izole etmeye çalıştığını açıkça gösterdiği halde, bugüne kadarki deneyimlerle çelişmesine rağmen  bazı özyönetim liderlerinin ABD’yi hâlâ bir müttefik olarak görmeleridir. ABD, Suriye’de tüm tarafları zayıflatmaya çalışıyor – taraflar birbirlerini karşılıklı tehdit etmeliler ki  kendisini kurtarıcı olarak sunabilsin. ABD açıkça bir düşmandır. Ne stratejik nede taktik açıdan bir müttefik olarak görülmemesi lazım. ABD nin tüm bölgedeki hedefi hala geçerli olan,  Başkan George W. Bush yönetimi altında Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın öngördüğü „yaratıcı kaos“ çerçevesinde , Suriyelilerin birbirlerine karşı kışkırtmak, ilişkilerin baltalamak ve özyönetimin olumlu algılanmasının engellenmesidir.
Suriye krizinde şematik iyi ve kötü ayrımı zehirlidir ve durdurulmak zorundadır. Bu, Suriyelileri “rejim yanlısı” yada “muhalefet yanlısı” şeklinde çekmecelere koymak, diğer yandan Araplara karşı Kürt leri ayrı çekmecelere koymak için yaratıldı. Ama böyle bir düşünce – ister kasıtsız ister kasıtlı olsun – bir halkın breyleri arasındaki uçurumu derinleştirir, savaşı uzatır ve siyasi bir çözümü zorlaştırır. Pek çok Avrupalı ​​solcu, özyönetimin olumsuz yönlerini eleştirmeden ele alarak buna katkıda bulunuyor.
Ulusal düzeyde özyönetim deneyimlerinden yararlanabilmek için, ülkedeki tüm siyasi gruplar arasında kapsayıcı bir diyalog olmalıdır. Bunların hepsi, Suriye halkının kendi kaderini tayin hakkını esasen garanti eden BM Güvenlik Konseyi’nin 2015 tarihli 2254 sayılı Kararı uyarınca genel bir siyasi çözüme giden yolun bir parçasıdır. Özyönetimden parti, kuruluş ve önde gelen şahsiyetlerin birleştiği “Demokratik Suriye Konseyi” ile „Halkın İradesi Partisi” arasında Ağustos 2020 tarihli “Mutabakat Muhtırası” bu yönde atılmış bir adımdır.

Kaynak: *https://www.jungewelt.de/artikel/398095.zukunft-syriens-gemeinsames-schicksal.html?sstr=Gemeinsames%7CSchicksal

Kuzeydoğu Suriye özerk yönetiminin parti, kuruluş ve önde gelen şahsiyetlerini birleştiren komünist “Halkın İradesi Partisi” ve “Demokratik Suriye Konseyi”, 30 Ağustos 2020 tarihinde Moskova’da bir “Mutabakat Muhtırası” imzaladı.

….Beş maddelik Müzakerenin temel maddeleri şunlar:

1- Yeni Suriye, toprağı ve halkı ile bir bütündür. Yeni Suriye, demokratik ve eşitlikçidir ve toplumsal adaleti barındırır. Kürt, Arap, Süryani, Asuri, Türkmen, Ermeni ve Çeçen halklarıyla gurur duyar. Çok renkliği zenginlik olarak görür ve bu toplumsal birlikteliği güçlendirir. Demokratik anayasa, adem-i merkeziyetçi yönetim, halkın iradesini ülkenin her noktasında adilce temsil eder. Ayrıca dışişleri, savunma ve ekonomi gibi temel çalışmalar, ortak bir şekilde yürütülür.

2- Suriye krizini sona erdirmenin tek yolu siyasi çözümdür. Bir bütünen halkın egemenliğine ve halkların diyalog yoluyla kendi kaderlerini tayin etme hakkına dayanan bir çözümdür. Bu bağlamda, her iki taraf da Cenevre Bildirgesi’nin uygulanması ve MSD dahil muhalefet partilerinin Suriye’deki siyasi reform sürecine katılmasını ön gören 2254 sayılı kararın uygulanmasını destekleler.

3- Suriye’de Kürt meselesinin uluslararası kanun ve yasalar çerçevesinde Kürt halkının anayasal haklarına uygun şekilde demokratik ve adil bir çözümler bulunmalıdır. Suriye’deki bütün bileşenlerin ulusal hakları, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliği çerçevesinde korunmalıdır.

4. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin varlığı ülkenin içinde bulunduğu durum gereği zorunlu ve gereklidir. Özerk yönetimin olumlu ve olumsuz tüm tecrübelerinden yararlanılmalı ve toplumsal idarede esas alınmalıdır. Özerk Yönetim, Suriye’nin toprak bütünlüğünü, egemenliğini ve kamu yönetim sistemini güçlendirmek için ulusal düzeyde ve Suriye halkı arasında uzlaşma çerçevesinde geliştirilmelidir.

5. Ulusal bir yapı olan Suriye ordusu, sadece askeri alan ile ilgilenir, siyasete karışamaz. Terörle mücadelede ciddi bir rol oynayan Demokratik Suriye Güçleri (HSD) de, uzlaşma temelinde ve uygun bir mekanizma ile bu kuruma dahil edilmelidir.”

Metinde, yukarıda belirlenen maddeler kapsamında tarafların, genel siyasi esaslar temelinde doğrudan çalışma ve işbirliğini güçlendirme konusunda anlaştığına vurgu yapıldı.

Taraflar ayrıca MSD’nin siyasi sürece katılımını sağlamak ve Suriye anayasa komitesine yer alabilmesi için ortak çalışma yapılması gerekiğini belirtti.

Bölüme ait diğer yazılardan!

ULUSAL TAVIR!

Ulusal Tavır Türkiye Devletinin Saldırı ve İşgaline Karşı Ulusal ve Yurtsever Tavır Kürdistan Ulusal Kongresi- …