Pazartesi , Haziran 14 2021
Home / Güncel / DÜNYA’DA BİR İLKTİ! KKP SÖZCÜSÜ KEMAL BİLGET

DÜNYA’DA BİR İLKTİ! KKP SÖZCÜSÜ KEMAL BİLGET

DÜNYA’DA BİR İLKTİ

Bilmeyenler ve unutanlar için daha baştan hatırlatayım: 16 Mart 1988 tarihinde sekiz Irak uçağı (Kürtlerin) Halepçe şehrini bombaladı ve;
-Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kimyasal silah saldırısı (sivillere karşı)yaşandı.
-Saldırı planlı ve soykırım amaçlı olduğundan, sığınaklara, bodrumlara ve ev içlerine saklanan tüm insanları öldürmek için önce kapı ve camları kırma saldırısı, ardından hardal ve sarin gazı yüklü uçakların saldırısı devreye sokuldu.

Elma kokulu kimyasal gazların Halepçe şehrinin sokaklarına ulaştığından beş dakika kadar sonra anne karnındaki bebeler ve ömrünün son anlarını yaşayan ihtiyarlar dahil beşbin (5000) dolayında insan hemen öldü.
-Yedibin beşyüz (7500) dolayında insan sakatlandı.
-DR: Fuat Baba’ın gözlem ve tesbitlerine göre “Hiroşima nükler saldırısı ardından sakat doğan çocukların dört- beş katı daha fazla sakat çocuk dünyaya geldi Halepçe ve çevresinde.
-Çünkü kimyasal silah saldırısı Halepçe’den önce ve daha küçük çaplı olarak Balisan vadisinde ve Şenexşe köyünde de kullanılmıştı.
-Saldırının korkunçluğunu iliklerinde hisseden yaklaşık bir milyon Kürt insanı yerini yurdunu terketmek zorunda kalmış ve Kuzey Kürdistan’a sığınmıştı.
-O tarihlerde Irak ile savaş halindeki İran devleti hariç tüm sömürgeci ve emperyalist ülkeler Saddam’ın Kürt halkına karşı kimyasal saldırıda bulunduğu gerçeğini gizlemek için ellerinden geleni yaptılar.

Gazeteci Ramazan Öztürk’ün (Kürttür) kendi çabalarıyla ve günler sonra Halepçe’ye ulaşıp sokakları fotoğraflamasından sonra Saddam’ın Kürt halkına karşı giriştiği kimyasal soykırım saldırısı saklanıp gizlenemez oldu.
-Bu insanlık dışı soykırım saldırısı birçok yanıyla açığa çıkmasına rağmen, dönemin Türkiye yöneticileri ( başta Özal vardı. Hani şu kimi Kürtlerin Kürt dostu sandıkları Özal) Hakkari ve Şırnak’a sığınan kimyasal saldırı mağdurlarının tedavisini savsakladılar ve kimyasal saldırı bulgularının tesbit edilerek olayın belgelenmesini engellemek için sonuna kadar direndiler.
-Saddamın Kürt halkına karşı giriştiği kimyasal saldırılar tüm insanlık alemi tarafından duyulduktan ve yoğun tepkiler ortaya çıktıktan sonradır ki, Irak uçaklarına Güney Kürdistan semalarında uçuş yasağı getirildi.
-İşte bu vahşi Halepçe saldırısı ve Güney Kürdistan üzerindeki uçuş yasağı sonrasında bugünkü Güney Kürdistan Federe Devletinin temelleri atıldı. Musibetten bir umut doğdu.
Buraya kadar özetleyip sıraladığım tarihi gerçeklikleri sanırım yaşı uygun olan herkesler bilir. Bu bilinenleri yalnızca Halepçe katliamının yıldönümü olduğu için yazmadım. Konuyla ilgili benim bir başka özel ve önemli nedenim daha var. Ben asıl olarak o özel ve önemli nedenimi okurlarımla paylaşmak istiyorum.
Anlaşılacağı gibi zaman 1988 Martı idi. Daha o zamanlar PKK “ bir avuç çapulcu”ydu. Kürdistan’ın yalnızca ve yalnızca on kadar ilinin kırsal kesimlerinde, oralarda da kısmen etkiliydi.Şehirlerde, özellikle büyük şehirlerde ise yok gibiydi. Yani, Halepçe katliamı gibi özel nedenlerle Güney Kürdistan kısmen Dünya kamuoyu gündemindeydi ama, Kürdistan’ın diğer parçalarından sesin sedanın dünyaya ulaşmadığı bir zaman aralığıydı o zaman. Fakat ve yine ilgili herkesler biliyor ki; PKK Türk devletine savaş açmış bir güçtü. Üstelik bağımsız Kürdistan savunmaktaydı. Yani 1988’lerde PKK’nin “ Bağımsız Türkiye” savunucularıyla, Misak- i millicilerle, anti- emperyalizm gerekçesiyle Türk devleti ve Türk burjuvazisi ile çeşitli düzeylerde ittifakı savunanlarla yanyana gelmediği/gelemediği zamanlardı o yıllar.
Benim/ bizim Halepçe katliamının yapıldığını öğrendiğimizde tarih ondokuz veya yirmi Mart 1988 ‘di. Ben Bursa cezaevinde hükümlüydüm o zaman. Ve Bursa Özel Tip cezaevinde sol grup ve partilerden yok yoktu. Bloklar arası gidiş gelişlerin de tümden yasaklı olduğu bir dönemdi. Katliam öğrenilince biz (iki KİP’ten, on kadar PKK’li, bir PSK’li ve KKP’den ben)diğer siyasi parti ve grup sözcülerine haber saldık. “Konuyu görüşelim ve ortak bir tutum belirleyelim” dedik. Yazılı ve aracılı öngörüşmelerin ardından Halepçe katliamını protösto etmek için bir hafta açlık grevi yapmanın yanı sıra (Biz yirmi gün önermiştik) ortak bir basın açıklaması kararı sonucuna ulaştık.Basın açıklaması metninin taslağını yazma görevini de bana verdiler. Yazdım. Metinde ağırlıklı olarak sömürgeci Saddam rejimi eleştirisi ve kınaması vardı. Türk devletinin kimyasal saldırı izlerini gizleme tutumu ve saldırıdan kaçanları sınırda tutma tavrı kınanıyordu.Saddam’a o kimyasal silahların hammaddesini satan devletler üçüncü hedefti. Ve doğal olarak Kürt halkının kolektif haklarının önündeki engellerin kaldırılmasının Halepçe olayı ile bir kez daha ne kadar elzem ve kaçınılmaz olduğu vurgulanıyordu.
Pelur kağıdı ile altı adet (altı blok var) çoğaltılan taslak metin tüm grup, kişi ve parti temsicilerine gönderildi. Anlaşılacağı gibi, okunup incelenilecek ve gerekli düzeltmeler yapılacak olan metin kopyaları tekrar bizim blokta toplanacaktı. Toplandı da. Bizim bloktakiler olarak gelen beş metni ince ince inceledik.
Ve yukarıda adlarını saydığım Kurdi siyasi hareklerden bizler, incelemeden demeyeyim, sansürden dönüp bize geri gelen metin örneklerini görünce şaşırıp kaldık. Ben kendi adıma diyeyim: Kaleme aldığım basın bildirisi taslağının başına gelenleri görünce başımdan kaynar sular döküldü. Bir çok doğru sandığımın yanlışlığını anladım. Çok ama çok ciddi bir siyasal kırılma yaşadım. Karşı karşıya olduğumuz güçlüğün sandığımdan da daha köklü ve derin olduğunun ayırdına vardım. Marksist ve Leninist olduğunu iddia edenlerin, en azından sosyalist düşüncenin olmazsa olmazlarından olan “Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı”nı realitede savunmadıklarını iyice anlamış oldum. Çünkü metni inceleyenler ağız birliği etmiş gibi, üstelik de birbirlerinden habersiz olarak:
Karalama metinde ne kadar Kürt, Kürdistan, Kürt ulusu ve Kürt halkı sözcükleri varsa hepsini silmişlerdi. Örneğin, “Türkiye ve Kuzey Kürdistan” yazan yerleri silip “ÜLKEMİZ” yazmışlardı. “Türk ve Kürt halkları”nı “ halklarımız” yapmışlardı. Hatta ne kadar Irak ve Türk devleti sözcükleri varsa metinde, üzerini karalamışlardı. Onlar yerine “Egemen güçler” gibi başka sözcükler koymuşlardı.
Bu sansürlemelere itirazlarımız da oy çokluğuna takıldı. Sonuç olarak içerisinde “Kürt,Kürt ulusu, Kürt halkı ve Kürdistan” geçmeyen bir metni basına gönderdik. Bir haftalık açlık greviyle de Halepçe soykırımını protösto ettik.
Yani,2000ler sonrası ortamına ayak uyduran kimi sol grup ve partilerin Halepçe soykırımına rağmen 1988’lerdeki hal ve ahvali yukarıda özetlediğim gibiydi. Fakat biline; değişen onlar değil. PKK somut zorunluluklardan dolayı AZA; hatta EN AZA rıza gösterdiği içindir ki, son yirmi yıldır siyasi sahnede görülenler ve yaşananlarla karşı karşıyayız. Biline ki, PKK’nin ” Gerekirse bağımsız Kürdistan savunumuza geri döneriz” gibi şartlı ve bir cümlelik tutumu ortalığı tozu dumana katar. Bunu herkesler bilsin.

Partiya Komunista Kurdistan (KKP)

Sözcüsü

Kemal Bilget

15.Mart 2021

Bölüme ait diğer yazılardan!

ULUSAL TAVIR!

Ulusal Tavır Türkiye Devletinin Saldırı ve İşgaline Karşı Ulusal ve Yurtsever Tavır Kürdistan Ulusal Kongresi- …