Home / Güncel / KKP YEREL SEÇİM BİLDİRGESİ: YETER ARTIK! SAHTEKARLIĞA SON VERİN!

KKP YEREL SEÇİM BİLDİRGESİ: YETER ARTIK! SAHTEKARLIĞA SON VERİN!

YETER ARTIK! SAHTEKARLIĞA SON VERİN!

Halk kan ağlıyor. Milyonlarca insan açlıkla, işsizlikle, pahalılıkla boğuşuyor. İnsanlar ağızlarını açıp konuşmaya korkuyor. Kürdistan’da devlet terörü ve vahşeti bitmek tükenmek bilmiyor. Onbinlerce siyasetçi, genç, kadın, emekçi hapishanelerde esir. Yüzlerce gazeteci, yazar, sanatçı, akademisyen rejime boyun eğmediği için zindanda yatıyor. Onbinlercesi işten atıldı, sokakta hayat mücadelesi veriyor. ”Kürt müsün?” sorusuna ”Evet Kürdüm” diyeni gözlerini kırpmadan vuruyorlar. Toplumda ahlak, dayanışma, hak ve adalet duyguları berhava edildi. Yalan, sahtekarlık, üçkağıtçılık, bencillik, her türlü şiddet kol geziyor. Gücü yeten güçsüz ve savunmasızı acımadan eziyor. Bundan en çok kadınlar, çocuklar, yoksullar ve muhtaçlar etkileniyor. Sefaletin ve baskının cenderesinde boğulan insanlar arasında umutsuzluk, boş hayaller, dirliksizlik, birbiriyle didişme, olmadık şeylerden medet bekleme, karamsarlık boy veriyor.

Erdoğan ve Bahçelinin cürüm ittifakı yakın tarihin en karanlık, en kuralsız, en hukuksuz rejimini kurdu. Kemalist devletin niteliği değişti. ”Yeni Türkiye” eskisine rahmet okutuyor.

Halktan yağmalanan kaynaklar iktidarın tepesine çöreklenmiş bir avuç hırsızın, türedi kapitalistlerin, yandaşların, kayırılanların, silah sanayiinin, müteahhitlerin, spekülatörlerin, rantçı ve faizcilerin sermayelerine yığılıyor.

Tarım, hayvancılık, küçük esnaflık, zanaatkarlık tamamen öldü. Küçük mülkiyetlerini ellerinden çıkaran milyonlarca insan işsizler ordusunun, günübirlik işlerde boğaz tokluğuna çalışan işçilerin saflarına savruldu. Alaturka kapitalizm sefalet artışına paralel olarak servet ve sermayenin az sayıda ellerde toplanmasını had safhaya vardırdı.

Alaturka kapitalizmin ekonomik ve toplumsal yapısında, işleyişinde niteliksel bir değişim meydana geldi. Ekonominin birçok dalında çoktan tekelleşmiş kapitalistler kendilerinden başkasına hayat hakkı tanımayan, irili ufaklı bütün özel sermayeleri ve işletmeleri yıkıp yutan dev ahtapotlara dönüştü. Alaturka tekelci kapitalizm, alaturka emperyalizmine dönüştü.

Bu dönüşümle iç içe, el ele, karşılıklı olarak sıkı bağlantı halinde Türk devletinin siyasi, idari, hukuki, ideolojik üst yapısı da değişti. Ucube TC emperyalizmi, bir yandan ”milli” ihtiyaçlara, öte yandan emperyalist kapitalist dünyadaki yapısal dönüşüm ve değişimlere uygun olarak devletin yapısını da adım adım yeniledi.

Bu devlet tekelci sermayenin en gerici, en milliyetçi, en ”mukaddesatçı”, en yobaz, en saldırgan, en yayılmacı, en açgözlü kesimlerinin faşist diktatörlüğüdür. Bu devlet Kenan Evren’in tasarladığı, ama cüret edemediği, Turgut Özal’ın hayal ettiği ama gerçekleştiremediği, Süleyman Demirel’in vakti geldiğinde icraata geçirilmek üzere çekmecesinde sakladığı ”Yeni Türk Cihan Devleti” projesinin pratik cisimleşmesidir.

”Yeni Türkiye”nin cihangirlik heveslerinin baş hedefi, Kurdistana Rojava ve Kurdistana Başur’dur. Şehba bölgesi iki seneden fazla bir zamandır, Afrin ise bir yıldır işgal altındadır. TC saldırı uçakları sık sık Şengal, Hakurk, Kandil, Maxmur gibi Kürdistana Başur topraklarını vurmaktadır. Yine Kobane ve Kamışlı başta olmak üzere Kürdistan’a Rojava’yı sık sık bombalamaktadır. Şimdi ise Trump, Putin ve Ruhani ile anlaşarak ”güvenli bölge” adı altında Rojava’nın bütününü işgal ve ilhak etme sevdasındalar.

İslam – Türk sentezi ve talancı vurgun kapitalizmi üzerine inşa edilen rejim, inşa sürecinde kendi ekonomik ve toplumsal dayanaklarını, ideolojik ve kültürel hegemonyasını, yaşam tarzlarını birlikte kurdu. Tarihte benzerlerine rastlanmayan, alaturka faşizm tamamen tesis edildi. Bu faşizmde güya parlamento var ama yok hükmünde, partiler var ama hepsi iğdiş edilmiş halde, dernekler, sendikalar, gazeteler var ama olmaları olmamalarından farksız; vitrini süslemekten, “demokrasinin epeyce budansa da halen var olduğu” boş inancını yaratmaktan, kendi kendilerini ve etkiledikleri kesimleri ”sivil zeminde siyaset” yoluyla faşizmin geriletileceğine dair kandırmaktan başka bir fonksiyonları yok.

Yeni Türkiye başında Erdoğan’ın yer aldığı, hemen yanında Bahçeli’nin boy verdiği, bir adım arkasında Akşener, Baykal ve Kılıçdaroğlu’nun durduğu bir ”milli mutabakat” rejimi olarak doğdu.

Hileli 16 Nisan 2017 referandumuyla alaturka faşizm anayasal hale getirildi ve 24 Haziran 2018 cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleriyle eski Türkiye’nin tabutu üzerine son çiviler çakıldı.

Şimdiki yerel seçimler alaturka faşizmin koyduğu çerçeve ve kurallar içinde yapılıyor. ”Memlekette halen demokratik mevziler var” yanılsamasını beslemekten öte bir işlevi bulunmuyor. Seçimlere katılan tüm muhalefet partileri bu aldatmacaya ortak oluyorlar. Sanki normal demokratik seçimler yapılacakmış, ama hileli oylar, anti demokratik baskılar ve şantajlar, sahte seçmen kayıtları gibi artık rutin hale gelmiş uygulamalar yüzünden seçimlerin üzerine gölge düşmesi tehlikesi varmış havası yaratıyorlar. Canla başla seçimlerin normal ve demokratik tarzda yapılması için gayret sarfediyorlar ve halkı bu yönde seferber etmeye çalışıyorlar. Böylece hem kendilerini, hem halkı kandırıyorlar; esas görevin alaturka faşizme demokratiklik görüntüsü vermekten kaçınmak; bu rejimin kuralları ve çerçevesi içinde figuranlık yapmayı reddetmek olduğunu gözlerden gizliyorlar. Tıpkı 24 Haziran seçimlerinde olduğu gibi halka 1 Nisan sabahı aydınlık bir güne uyanacakları, faşist diktatörlüğün cephesinde kapatılmaz bir gedik açılacağı taahüdünde bulunuyorlar. Kimileri daha da ileri gidiyor; yerel yönetimlerle tabandan demokrasi kuracaklarını vaad ediyorlar. Hatta belediye sosyalizmi kuracaklarını iddia edenler bile var.

Bunların hepsi Bahçeli – Erdoğan ikilisinin değirmenine su taşıyorlar. Onların beirledikleri koşullarla, onların sınırlarını çizdiği çerçeveyle yerel seçimlere katılmakla çiçeği burnunda yeni anayasal düzenin artık tüm taraflarca meşru sayıldığını onaylamış, ilan etmiş oluyorlar.

Emekçi Kürdistan ve Türkiye Halkları,

Oysa görev alaturka faşizmi ve onun oyun kurallarını reddetmektir. Kan ağlayan halkın acil yaşamsal çıkarları ve biriken öfke ve tepkileri alaturka faşizme karşı şimdiye kadar denenmiş ama hiçbir sonuca ulaşmamış sözde ”sivil siyasete alan açma” safsatasını terketetmeyi; emekçilerin acil yaşamsal çıkarlarına ve birikmiş haklı tepkilerine cevap verecek kararlı, ”çerçeve dışı” bir mücadeleyi örgütlemekten geçiyor.

Karşımızda kendi koyduğu hukuku bile tanımayan keyfi bir rejim var. Yapılan seçimlerin sonucunu beğenmezse onu iptal ediyor. İyice işlevsizleştirdiği parlamentosu rejimin vahşi suratını gizleyen bir maske olmaktan öte değer taşımıyor. Ve bu rejimde seçimlerin, parlamentonun, yerel yönetimlerin, seçme ve seçilme haklarının zerre kadar değeri kalmadı.

Devlet Kürdistan’da olduğu gibi Türkiye’de de baskı ve zulmü temel bir yönetim tarzı haline getirdi. İşçilerin, KHK mağdurlarının, bütün emekçilerin en ufak hak arama eylemleri devlet terörü ile karşı karşıya kalıyor.

Şimdi yeni muhalefet tarzı takınılmalıdır. Şimdiye kadarki pısırık, sinik, ürkek, savunmacı taktikten vaz geçilmelidir. Rejimin kendi içinde taşıdığı zaaflar, çelişkiler, zorlukların üstüne gidilmelidir. Herşeyden önce ”demokrasi maskesi” yırtılıp atılmalıdır. Savunmadan saldırıya, gerilemeden atağa geçilmelidir.

Kitlelerin öfke ve tepkileri sandıklara hapsedilmeyecek kadar güçlüdür. TC devleti bunun farkındadır. O yüzden sık sık ”iç savaş”tan, ”ezip geçmek”ten söz ediyor; resmi silahlı güçler yanında sivil faşist paramiliter örgütleri hızla silahlandırıyor, organize ediyorlar. Yeni bir Gezi kalkışması, Sarı Yelekliler tarzı bir patlama korkusu geçmiş değil. Rejimin tepesindekiler ve ondan beslenen burjuva tabakalar kendilerini güvenlikte hissetmiyorlar. Çaldıkları servetleri Man adasına, İsviçre bankalarına ve öteki güvenli alanlara transfer ediyorlar. TC tekelci kapitalizminin ”beyaz” kaptanları Malta, Yunanistan, İsviçre ve daha başka ülkelerin vatandaşlığına geçiyorlar.

Bu koşullarda faşizmi yıkmak ve halkın demokratik iktidarını kurmak acil bir görev olarak öne çıkıyor. Alaturka faşizme payanda görevi gören parlamentolarda, yerel yönetimlerde koltuk kazanmak için didinmenin ve bu yolla faşizmi geriletebileceğini ya da yıkabileceğini zannetmenin gerçekçi yanı yoktur. Rejimi krize düşürecek, iç dengelerini sarsacak bir çizgi izlemek gerekiyor. Bataklığın içinde debelenmek yerine onun dışında yahut henüz sağlam zeminlerde dayanaklar bulmak gerekiyor. Bu dayanaklar halkın devrimci eylemi, devrimci direnişidir. Kitlelerin kendiliğinden patlamasını beklemek, yahut kendiliğinden eylemlerinin peşine sürüklenmek, yahut kitleleri boş hayaller peşinde sürükleyip oyalamak çare değildir.

HDP ve devrimci güçler halk muhalefetinin sokağa taşmasına, hayatın her alanında direnme, karşı koyma tarzını almasına öncülük edebilir. Bu maksatla parlamentodan topluca istifa etme, yerel seçimleri boykot etme ve yeni bir anayasa yapılması, erken genel seçimlere gidilmesi yönünde siyasi krizi derinleştirme seçenekleri değerlendirilmeli ve tartışılmalıdır.

Böyle bir muhalefetin çekirdeği olarak TBMM dışında kurulacak bir Demokratik Kurucu Meclis ve bir Kürdistan Ulusal Parlamentosu oluşturmaya öncülük edilebilir. Böyle bir meclisin çekirdeğini oluşturacak olan halihazırdaki HDP milletvekilleri sine-i millete dönmek suretiyle CHP içindeki demokrat unsurları da koparıp, yanlarına çekebilirler.

Alaturka faşizme karşı mücadele sadece Erdoğan – Bahçeli ittifakına karşı mücadeleden ibaret değildir. Onların yanısıra Kılıçdaroğlu – Akşener ittifakı da hedef alınmalı ve bütün bu ittifakların parçalanıp, tarafların birbirlerine düşmeleri sağlanmalıdır. Buna karşı işçilerin, emekçilerin, halkların devrimci, demokratik ittifakları, cepheleri kurulmalıdır. Bu ittifak aslında son bir kaç seçimdir HDP’ye verilen oylarla sandıkta sağlanmıştır. Fakat sandıkta sağlanan ittifak sadece potansiyeldir, sanaldır, yaptırım, geriletme, yıkma, inşa gücü yoktur. Yalnızca rejimin canı istedikçe hapse atacağı vekilleri parlamentoya, ya da belediyelere seçmekten ibarettir. Oysa halktan vekalet almış kimseler içinde kıpırdayamaz hale geldikleri parlamentoya sıkışıp kalmak, elleri kolları binbir tarzda bağlı olduğu için ileri adım atamadıkları belediyelerin başında durmak ve üstelik hapise tıkılmayı kuzu kuzu beklemek zorunda değildir. Bir vekil tutuklandığında ötekiler hep beraber ”bizi de tutuklayın” demiyorsa, yahut toptan istifa etmiyorsa; bir belediyeye kayyum atandığında halk korsan kayyumları işlevsiz kılacak tarzda harekete geçirilemiyorsa adı geçen ”mevzilerin” beş paralık değeri yoktur.

Yeni anayasal düzende seçimlerin beş paralık değeri kalmamıştır. Bu yetmezmiş gibi daha şimdiden seçmen kayıtlarındaki sahtekarlıklar ayyuka çıkmıştır. Yapılacak seçimler, gerçek seçim değildir; sahte seçimdir! Bu sahtekarlığa dahil olunmamalıdır. Bu konuda en büyük sorumluluk meclisin üçüncü büyük muhalefet partisi, 6 milyon oy sahibi HDP’ye düşmektedir. HDP daha atak politika izlemeli, halkın devrimci eylemini esas almalıdır. Elinde erken genel seçimleri zorunlu kılacak kozları kullanmalı, koruyamadığı TC parlamentosundaki ve kurumlarındaki mevzilerinden geri çekilmeli; kitlelerin devrimci kalkışmasına öncülük etmelidir.

HEDEF FAŞİST DİKTATÖRLÜĞÜ YIKMAK; BURJUVA PARTİLERİNİ DAĞITMAK; YENİ BİR ANAYASA TEMELİNDE HALKLARIN DEVRİMCİ DEMOKRATİK DEVLETİNİ KURMAKTIR.

15 Ocak 2019

Partiya Kominista Kurdistan

KKP

MERKEZ KOMİTESİ

Bölüme ait diğer yazılardan!

KÖRÜKLENEN IRKÇI VE FAŞİST ATEŞ YAKMAYA DEVAM EDİYOR!

Partiya Komunist a Kurdistan (KKP) Merkez Komitesi Sekreteri Xalil HAZAR ‘ın Konya’nın Meram ilçesindeki DEDEOĞLU …