Home / Güncel / Lokum, Kelepçe, Bilimsel Özerk Üniversite, Kabe…! BARAN CEM

Lokum, Kelepçe, Bilimsel Özerk Üniversite, Kabe…! BARAN CEM

Lokum, Kelepçe, Bilimsel Özerk Üniversite, Kabe…

Almanya‘nın batı ve doğu olarak bölünüp, Batı Almanya olarakta bilinen Federal Almanya‘nın temel yasası (Grund Gesetz) adlı belgenin oylamaya sunulduğu günlerde, Almanya Komünist Partisi KPD Genel Başkanı Max Reiman yasa ile ilgili yaptığı konuşmasında şöyle der, „..Bu yasa gericidir… yeterli değildir. Komünistler olarak bu yasaya hayır oyu vereceğiz. Ama gün gelecek, burjuvazi hazırladığı ve savunduğu bu yasayı bile kısıtlamaya gidecektir. O zamanda, gene biz Komünistler bu yasadaki kazanımların korunması için mücadele edecek ve bu yasayı savunacağız“

Yazıya bu alıntıyla giriş yapmamızın sebebi; bizlerin kazanılmış hakların savunulması ve burjuva diktatörlüğü altında da olsa yeni haklar, yani reformlar uğruna mücadele etmeye karşı çıktığımız yollu itirazların önünü baştan kesmektir. Evet, bu satırların yazarının ve Kürdistan Komünistlerinin görüşü tamda yoldaş Max Reiman‘ın savunduğu şekildedir.

Konumuz: Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin direnişi…

Afrin‘in işgal günleri… Boğaziçi Üniversitesi kampüsü içinde 19 Mart 2018 günü bir grup öğrenci „Afrin Lokumu“ dağıtıyorlar. Bunu gören küçük bir grup devrimci öğrenci „İşgalin Lokumu Olmaz“ yazılı pankart açarak karşı çıkıyor. Karşı çıkanlardan 22 öğrenci gözaltına alındı, 14‘ü tutklanarak Bakırköy ve Silivri cezaevlerine konuldu. Deutsche Wellenin türkçe servisinden Burcu Karakaş, 05.06.2018 tarihli haberinde*; Tutuklananlar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame kapsamında 22 Boğaziçi Üniversitesi öğrencisinin, “terör örgütü propagandası” yapmakla suçlandığını ve öğrencilerin yargılanmasına İstanbul’da başlandığını yazıyordu. Tutuklanan öğrencilere destek sadece; az sayıda öğretim görevlisi, öğrenci arkadaşları, devrimciler ve HDP‘ten gelmişti. Oysa bu öğrenciler sadece savaşa ve işgale karşı çıkmışlardı… Ölümleri engellemek istemişlerdi. „Kardeşimiz“, „etle tırnak gibiyiz“ denilen bir halkı; kafasına gökten bomba, uzaktan füze,gülle yağdırılmasına ve cihatçı çetelerin kafa kesen bıçağından korumak istemişlerdi… Yalnız kaldılar… Cihatcının bıçağı Kürt‘ün kafasını kesebilirdi… İşgalin Lokumu dağıtılırdı… Neticede; Çoğunluk toplumu et, Kürtler tırnaktı. Çok ileri gittiler. Kesip atmanın zamanıydı…

2020 yılının son günleri. Basında çıkan haberlere göre; Bimeks’in patronlarından Vedat Akgiray’ın ders verdiği Boğaziçi Üniversitesi’nin önünde eylem yapan Bimeks işçileri yine gözaltına alınmışlardı. Eylem esnasında „Vedat Akgiray Ders verme Hakkımızı Ver“ diye pankart açan ve üniversite yetkililerine de seslenen işçiler, “Üç maymunu oynamaya kimsenin hakkı yok. Biz evimizi satmak zorunda kalırken, çocuklarımızı tedavi ettiremezken, o nasıl burada ders verebiliyor? Artık ölsekde kurtulsak” diyerek tepkilerini dile getirdi.Açıklama sonrası oturma eylemine geçen işçilere müdahale eden polis, beş kişiyi gözaltına almıştı. Üniversite idaresinden işçilerin taleplerine dair bir girişim oldumu? Biz duymadık ama bıçak işçinin kemiğine dayanmıştı…

Kürtlerin gırtlağını kesen, işçinin kemiğine dayanan bıçak yeni kurban istiyordu…

2019 Mart yerel seçimlerinde miliyonlarca Kürt seçmenin oylarıyla seçtiği belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri  görevlerinden uzaklaştırıldı, tutuklandı veya sürüldü. Yerlerine Kayyum atandı… Kayyumların miliyonlarca Kürt‘ün ve diğer halklardan seçmenin iradesinin hiçe sayılarak atanmasını geçtik ama en azından Liyakat yönünden sorgulanması bile kamuoyu tarafından yapılmadı, tartışılmadı. Çünkü söz konusu olan Kürtler  ve Kürt şehirleri idi. Oralarda yönetim sadece zor aygıtlarının işi, çünkü oralar ayrı bir ülke idi. Orada geçerli olan resmiyette görünen yasalar veya anayasa değil, MGK tarafından kapalı kapılar arkasında alınan kararlardı. Türkiye denilen coğrafyanın aslında, sömürgeci Türkiye ve sömürge Kuzey Kürdistan‘dan oluştuğu böylece istenmedende olsa tesçil ediliyordu… Yaşanan bütün haksızlıklara karşı küçük bir azınlık dışında, her zamanki gibi tepki gösterilmiyordu .

Türkiye burjuvazisinin beyin gücünü devşirdiği Boğaziçi Üniversitesinin Rektörü atama yoluyla belirlenince durum değişti. Türkiye burjuvazisinin göz bebeği olan, geleceğin yöneticilerini yetiştiren bir üniversiteye müdahale edilmişti ve dolayısıyla bıçağın ucu Türk eğemen burjuvazisinin derisine hafifce batırılmış oluyordu. 12 Eylül bile bu üniversiteye çok fazla dokunamamıştı… Gel görkü, cihadist gericilikle kol kola girmiş olan Türk-islam faşizminin cisimleştiği tek adam rejimi her şeyin, ama herşeyin kendi denetiminde olmasını istiyordu. Diğer taraftan, kuvvetle ihtimaldır ki yaşanan ekonomik kriz ve uluslararası arenedaki çıkmazlardan dolayı batıya yaltaklanılacak… krediler dilenilecek ve muhtemelen bir çok tavizler verilecektir… Cihadist ve faşist tabanın konsolide edilmesi gerekiyordu… Yem olarak İstanbul sözleşmesi ve LGBTİ bireylerin hedefe konulması için Boğaziçi öğrencilerinin Kayyum rektöre tepkisi bu fırsatı yarattı… „Elitler, kutsal değerlermize saldırdılar“ gibi propoganda ve söylemlerle öğrenciler hedef tahtasına konuldu. Böylece, cihatçı, ırkçı ve faşist taban için uğraşacakları baş düşman bulunmuştu.

Üniversitelere yönetici kadroların iktidarlar tarafından atanması kabul edilebilir birşey değildir. Demokratik, bilimsel, özerk üniversite, iyi bir eğitim kalitesi için vazgeçilmezdir. Esasen sol ve sosyalistler bunu yazımızın başında aktardığımız Max Reiman yoldaşın belirttiği çerçevede ele alır ve savunurlar. Ama sol ve sosyalistler bilirki, sınıflı toplumlarda eğitim, eğemen sınıftan bağımsız ve eğitim olanakları herkese aynı mesafede değildir. Dolayısıyla bilimsel eğitim, eğemen sınıfın çıkarlarına hizmet ettiği ölçüde özerktir ve önü açıktır.

Sürçü lisan değilse, çok insanın dillendirdiği bazı „gerçeklerin“ öbür yüzü

Deniliyorki, Türkiyenin en akıllı çocuklarının gittiği bu okula Rektörün atama yöntemiyle belirlenmesi anti demokratiktir. Boğaziçinin geleneklerine terstir. Boğaziçi gibi elit bir üniversiteyi yönetecbilecek kişi liyakat sahibi olmalıdır. Buradan mezunlar, Türkiye‘nin geleceğidir. Çünkü fabrikaları, bankaları, büyük holdingleri ve devletin önemli kurumlarını yönetecekler… Boğaziçi‘nin elit üniversite olması, öğrencilerin istemlerine bağlı olan birşey değil. Aynı zamanda ülkenin en zekileri de sadece Boğaziçi üniversitesinde değiller. Bunu söylemek, iktidarın „elitler“ demogojisinin tutmasına ve değirmenine su taşımaya yarayacaktır. Elit ayrımına karşı çıkmak lazım. Bunu yaratan kapitalist sistemdir. Miliyonlarca öğrenci elit okula gidemiyor diye daha az akkılı, daha az değerli değildir. Boğaziçinde anti demokratik olan öbür üniversitelerde demokratikmi oluyor? Boğaziçi için geçerli olan diğer üniversiteler içinde geçerli olmalıdır. Mesela Maraş sütçü imam üniversitesinin rektörü, Erzincan Binali Yıldırım üniversitesinin rektörüde aynı şekilde atamayla değil, seçimle gelmelidir. Bu üniversitelerdeki rektörlerin adlarını ve liyakatlarını biliyormuyuz? Buralardan mezun olacakların iş bulup bulamayacakları bile meçhul.

Boğaziçi, kendisine takılan kelepçeyi söküp attı.

Boğaziçi öğrencileri doğru olarak, demokratikleşme, cins ayrımcılığına karşı çıkma, yöntem olarak rektörlerin atanmasının kaldırılması ve polisin üniversitelerden çıkarılması gibi taleplerle mücadellerini bir üst aşamaya sıçrattılar ve cepheyi daha da genişlettiler. Daha önemlisi de „AşağıBakmayacağız“ diyerek, öncülleri olan devrimci öğrenci hareketi geleneğinin takipçileri olduklarını ortaya koydular. Bu gelenek, Paramaz‘lardan, Seyit Rıza‘laradan, Deniz‘lerden ve aşağıya bakmadan taburesine tekme atan daha nice devrimciden… Orhan Doğan, Selahattin Demirtaş, İdris Baluken, Alp Altınörs ve Sabahat Tuncel ve daha binlerce devrimci-yurtsever tutsaktan bize mirastır. Boğaziçi öğrencisi bu mirasa sahip çıkıyor. Bu yükün altında yalnız bırakılmamalı. Mücadelesini, sadece rektör atamasıyla sınırlı tutmayıp, daha geniş bir demokrasi ve özgürlükler alanına yayabilmesi, bütün demokrasi güçlerinin destek için ayağa kalkmasına bağlı. Türkiye burjuvazisi, kendi ihtiyacı olan beyin gücünü devşirdiği bu üniversiteyi ve öğrencisini aşağıdaki nedenlerden savunmaz ve savunamaz.

1. Rektör atamayla geldi diye, boğaziçinde bilimsel eğitim bir kenera atılıp ortaçağ eğitimine geçilmeyecektir. Bunu, ne TC devleti ister nede burjuva sınıfı. Afrine atılacak füzeleri imal eden kaç fabrikada Boğaziçi mezunu mühendis var, finans kapitalin bankalarının başında kaç işletme mezunu, büyük makina sanayisinde kaç mühendis var…?  bunları çoğaltabilirz… Bunların yerine ilahiyatçı getirmezler. Füzenin hedefi vurması dua ile olmaz. Banka karları, fabrikalardaki ürtimin artırılması, cuma namazlarıyla yapılacak işler değildir… Bunlar için Boğaziçi öğrencileri gibi son bilimsel teknolojiyile eğitilmiş insanlara ihtiyaç var.

2. Türkiye burjuvazisi cumhuriyetten günümüze devlet tarafından ithal ikameci iktisat politikaları ile korundu, beslendi ve büyütüldü. O yüzden iktidarlarla arasını iyi tutmaya özen gösterir. Rektör konusunda da faşist devlete kafa tutacağını beklemek saflık olacaktır. Perde arkasından, CHP, DEVA, Gelecek, İyi Parti vb. üzerinden, kısmende orta ve küçük burjuvaziyi hareketlendirerek tepkisini dolaylı olarak ortaya koyacaktır. Oda, daha çok itidal çağrıları şeklinde olacaktır.

3. Boğaziçi öğrencisinin aşağıya bakmaması için yalnız bırakılmaması bir zorunluluktur, görevdir. Herşeye rağmen aşağıya  bakmayanlar çıkacaktır, geçmşte de  çıkmıştır. Ama bir Orta Doğu Teknik Üniverstesinin direniş geleneği yoktur Boğazici Üniversitesinin. Bir BÜ öğretim görevlisinin şu sözleri önemlidir, „30 yıldır bu okulda çalışıyorum ilk kez böyle bir şeyle karşılaşıyorum!“  Lokum dağıtımında olduğu gibi ufak tefek baş kaldırılar olmuştur, hatta tekil olarak çok değerli devrimciler çıkmıştır ama ilk kez bu yaygınlıkta bir direnis yaşanıyor Boğaziçinde.

Örgütlü mücadeleye karşı çıkmayı politik varlıklarının gerekçesi yapan bazı eski solculardan, „nerede bu sol?“ yada „Kürt hareketi nerede?“ itirazlarının yükseleceği, tecrübelerden sabittir. Buna cevabımız, Lokum dağıtma haberinin içerisindedir. Solcular, sosyalistler ve Kürt devrimcileri Tutuklu…Tutuklandılar, sürüldüler ve hattta öldürüldüler… Ve siz onları yalnız bıraktınız…Herşeye rağmen solun, sosyalistlerin, komünistlerin ve Kürt hareketinin, „biz karışmayız, ne haliniz varsa görün“ deme lüksü yoktur. Tüm yetmez ve yetersizliklerine rağmen, sadece rektör atamasına karşı bir çıkış olarak başlamış olsada, direniş geldiği nokta itibariyle toplumun genel olarak demokrasi talebiyle buluşmuş, LGBTİ bireylere yönelik aşağılayıcı ve seksist, nefret söylemine karşı tavır almış, bu niteliğiylede anti faşist ve patriyarka karşıtı bir karaekter kazanmıştır. Bunun daha ileriye taşınması, Kürt halkının özgürlük, İşçi sınıfının ekonomik ve demokratik talepleriyle buluşturulması görevi ile karşı karşıyayız, bu görevden kaçmanın hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

Faşist iktidar hesap hatası yapmış olmalıki, direnişçi öğrencilere karşı hemen „(FETÖ, PKK, DHKP.C ) terör örgütleri üyeleri gibi suçlamalarda bulunmadı, bulunamadı. Genel bir terörist lafı kullanıldıysa da erken geri adım attı. Bula bula Kabeye hakaret meselesine sarıldı. Bunu kullanmasıda çok kolay olmayacak. Çünkü kendi bindiği dalı, yani temsil ettiği sınıfın bindiği dalı kesmek olacak ki bunu göze alamayacak.

Şubat 2021

*Burcu Karakaş, Deutsche Welle 05.06.2018: https://p.dw.com/p/2yy2X

Bölüme ait diğer yazılardan!

KÖRÜKLENEN IRKÇI VE FAŞİST ATEŞ YAKMAYA DEVAM EDİYOR!

Partiya Komunist a Kurdistan (KKP) Merkez Komitesi Sekreteri Xalil HAZAR ‘ın Konya’nın Meram ilçesindeki DEDEOĞLU …