Home / Güncel / NEWROZ PİROZ BE!

NEWROZ PİROZ BE!

            Sevgili takipçilerimiz, dostlarımız ve yoldaşlarımız,

Mala Gela Kurdistan/ Almanya bu yıl (2021) ın Newroz kutlamasını, Corona Pandemisi nedeniyle sanal ortamda gerçekleştirdi. Newroz etkinliğinde; Partiya Komünist a Kurdistan-KKP adına parti sözcüsü sayın Kemal Bilget yoldaş bir sunum yaptı. Bazı internet platformlarının (Facebook gibi) sansürlerinden dolayı Bilget yoldaş‘ın sunumu kısıtlı sayıda insana ulaşabildi. Bu eksikliği gidermek amacıyla, Kemal Bilget yoldaş‘ın yaptığı sunumun tam metnini yazılı olarak buradan yeniden paylaşıyoruz.

Denge Kurdıstan Yayın Kurulu

NEWROZ PİROZ BE!

Değerli yoldaşlarım, Arkadaşlarım, kıymetli katılımcılar ve bizi dinleyip izleyen değerli dostlar!

2633. NEWROZ kutlaması için burda ve birlikteyiz. Hoş geldiniz. Safalar getirdiniz. Bayramınız kutlu olsun. Kürdistan’ın dört parçasında ve dünyanın dört bucağında yaşayan tüm insanlarımızın Newroz Bayramı kutlu olsun. Özgür koşullarda Newrozlarımızı kutlamak dilek, istek ve özlemiyle! Bildiğiniz nedenlerle Newroz programımızı sanal ortamda yapmak zorunda kaldık. Oysa biz meydanlarda, açık alanlarda ve sokaklarda olmak isterdik. En azından salonlarda ve yüz yüze Newrozumuzu kutlamayı tercih ederdik. Ne yazık ki sömürgecilerin, faşist iktidarların ve burjuvazinin başaramadığını gözle görülmez bir corona virüsü başardı. Bizi sanal alemlerde Bayramımızı kutlamak zorunda bıraktı. Tüm dünyayı etkisi altına alan corona salgını da ne yazıkki yoksul halkları ve emekçileri öncelikle vurdu. Vurmayı sürdürüyor. Mesala yoksul ülkeler aşı satın alamıyorlar. Çünkü paraları yok. “Patent sahibiyim” diyenler para aşkına tüm yoksulları ölümün önüne atıyorlar. İşçilere corona bulaşmazmış sanki, çalışma yaşamındaki yoğunluk eskiden olduğu gibi aynen sürdürülüyor.

Bizim, halkımızın payına düşense daha da ağır. Herşeyden önce halkımızın sağlığı vijdansız düşmanların vijdanına emanet. Tüm bunlara rağmen moralimizi, direncimizi ve mücadele azmimizi yükseklerde tutmalıyız. Sol göğsün altındaki cevheri beslemeyi unutmamalıyız. Hepiniz biliyorsunuz; adı konmamış üçüncü dünya savaşı bizim bölgemizde ve ülkemizde sürdürülüyor. Sömürgeci devletlerin halkımıza ve haklarımızı amansız saldırıları dur durak bilmiyor. Ve biz ve halkımız tüm bu olumsuz koşullar altında ve Ülkemizin her dört parçasında ve halkımızdan insanların yaşadığı tüm ülkelerde Bayramımızı, Newrozumu kutlamaktayız. Çünkü biz herşeye rağmen, tüm siyasi veya doğal zorluklara rağmen umutluyuz, dirençliyiz. Aklımıza, bilincimize, mücadele kararlılığımıza ve en önemlisi halkımıza; onun ulusal ve sosya kurtuluş kavgamıza verdiği emeğe güveniyoruz. Eninde sonunda, er veya geç sömürgecileri Kürdistan”dan kovacağız. Mutlaka ve mutlaka biz kazanacağız. Tüm dehakları tarihin çöplüğüne atacağız. Bu bilinç ve inançla bir kere daha NEWROZ PİROZ BE! Yeniden NEWROZ KUTLU OLSUN.

Değerli dostlar, sevgili yoldaşlar!

Partimizin Merkez Komitesi nin yayınladığı Newroz bildirisini okumuşsunuzdur… O bildiride de belirtildiği gibi Newroz asıl olarak bizimdir; bizim halkımızındır, Kürdistanidir. Niye? Konunun nedenini niçinini özetlemeye geçmeden sizlere iki hatırlatma yapmak istiyorum.- İkinci dünya savaşı yıllarında İngiltere’nin başbakanı meşhur Wiston Churchill’dir. Gazetecilerle sohbet eden Chuchill’e birisi , “Bir ada ülkesi olarak donanma İngiltere için çok önemli dedikten sonra sorar. Sizce donanma mı; yoksa Şekispir (Shakespeare) mi ? Daha önemli “diye. Chuchill hiç düşünmez. “ Almanların yokettiği donanmamızı yeniden kurarız. Şekispir’in yokluğu bir uzvumuzun yokluğudur. Kopan kol yeniden yerine konamaz” der. Dünya edebiyatının devlerinden Şekispir’in İngilizler için önemi ancak böyle özetlenebilirdi.-Fakat, aynı İngilizler sömürgeleştirdikleri tüm halkların kendilerine özgü kültürel, sanatsal ve toplumsal özgünlüklerini yok etmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Bu İngiliz politikasını ilk fark edenlerden birisi Hindistan anti sömürgeci mücadelesinin unutulmaz lideri Gandi’dir. Gandi bakar ki sömürgeci güç ulusal ve yerel değerlerine saldırıyor, O da halkına, sıkı sıkı ulusal ve yerel değerlerine sahiplenmelerini önerir.

Sevgili yoldaşlar,

Bugün, genel olarak Kürt halkı, özel olarak Kuzey Kürdistan’da yaşayan halkımız İngiliz sömürgecilerinin yaptığı uygulamaların çok çok daha ağırlarıyla karşı karşıyadır. Varlığı, dili , kültürü , sanatı, siyaset yapma hakkı ve hatta yaşama hakkı ağır tehdit altında. Bu bağlamda yalnızca Hasan keyf’in nasıl sulara gömülmek üzere olduğunu hatırlatıp günün özelliği gereği NEWROZ BAYRAMINI ele alalım. Newrozumuza NEVRUZ diyorlar. Tüm bölge halklarının ortak bayramı sayıyorlar. Diğer ulusal, kültürel ve tarihsel değerlerimiz gibi bayramımızı da asıl bağlamından koparmak ve içeriğini boşaltmak istiyorlar. Sömürgecilerin amaçları belli; halkımızı tarihinden, kültüründen, sanatından ve diğer sosyal değerlerinden, yani köklerinden koparmak niyetindeler. Zaman içerisinde Kürt ulusal varlığını tarih sahnesinden silebileceklerini sanıyorlar. Çünkü; Barbarlar ve barbarlığın doğasına uygun politikalar izliyorlar. Kıblelerini paraya çevirmişler. Başka halkların ve işçilerin emeklerine el koymakla yetinmiyorlar. Tarihsel değerlerine de el koyarak akıllarınca yollarını temizliyorlar. Fakat mitiloji yoksunları şu büyük gerçeği unutuyorlar: Bizim Newrozumuz mitolojik bir bayramdır. 2633 yıllıktır. O bir efsanedir. Kökleri Mezapotamya topraklarının derinliklerindedir. Zagros dağlarının granit kayalarında boy vermiş bahar müjdecisidir. Hiç kimseler unutmasın ki; tarihi mitolojilerin hiç birisini hiç bir güç bugüne kadar yok edememiştir. Bizim Newroz mitolojimizi de hiç bir barbar güç yok edemeyecektir. 2633 yıldan beri Newroz efsanesini yaşatan Kürt halkı, eminiz ki bayramını sonsuza kadar yaşatacaktır.

Uzağa gitmeden söyleyip hatırlatalım: Son elli yıldır halkımız bayramını meydanlarda kutluyor. Zalime ve zulme karşı birliğini ve mücadele azmini dosta- düşmana gösteriyor. En zor yıllarda onbinler biraraya geliyor. Meydanlarımız yüzbinleri ve hatta bir keresinde milyonu da gördü. Dünyanın hiç bir ülkesinde böylesine yoğun katılımlı ve çoşkulu bayramlar görülmez. Sözün özü ve özeti şu: Halkın böylesine sahiplendiği tarihsel bir geleneğe kimselerin gücü yetmez. Çünkü newroz meydanlarını bugün dolduranlar o büyük mirası atalarından devralmışlardır. Demirci Kawa’dan, büyük filozof Zerdüş’ten, İrani şair Firdevsi’den, Şeref Han’dan, Kürt edebiyatının babası Exmede Xane’den (…) ve çağdaş ozanımız Ciğerhun’dan bugüne mirastır. Yüzlerce Dengbejin, söz ve ses sanatçılarımızın eserlerinin en temel ve vazgeçilmez konusu olmak dahi ölümsüzlük kanıtıdır.

Sevgili yoldaşlarım, kıymetli konuklar sizlere bir kere daha Bayramınız kutlu olsun derken, işte büyük edebiyatçı Exmede Xane kaleminden ve yaklaşık 550/ 60 yıl önceden Newroz: “Feleğin dönüşü mavi talihten/ Gösterince Newroz’u yeniden/ O kutlu geleneğe göre / tüm kentliler varıncaya dek askerlere / terketti kenti, kaleleri, evleri/ andırarak avcıları ve talancıları/ saf saf tepelere ve ovalara yürüdüler/ Yılbaşınakatılan bakireler, delikanlılar/ yüz yaşına varmış erkek ve kocakarılar/ geleneksel yol ve yordamla yılbaşını/ kutladılar / göklere dek yükselterek/ seslerini…/

Selam olsun Felsefenin babası Zerdüşt’e ve edebiyatımızın klasiği Exmede Xane’ye! Selam olsun Newroz efsanesini bugüne dek yaşatanlara.

 NEWROZ PİROZ BE!

 Sevgili yoldaşlarım, değerli dinleyenler! Konuşmamın girişi sayılacak buraya kadar ki bölümünü noktalıyorum. Şimdi izninizle; Mart ayında olmamız nedeniyle Ulusal ve sınıfsal mücadelemizin Mart ayı ölümsüzleşenleri anmak ve anılarını kısa kısa notlar şeklinde de olsa sizlerle  paylaşmak istiyorum.

1-İlk paylaşacağım tarihi olay Partimizle ilgili olacak. Partimiz Partiya Komünist a Kurdistan (KKP), yıl olarak 1982’de kuruldu. Ve o Kuruluş kongresi, Partinin Kuruluşunu 21 Mart Newroz günü olarak belirledi. Fakat tarih 21 Mart değildi. Kuruluş Kongremiz 4 Mart 1982 yılında Elazığ’ın orta yerinde, Çarşı mahallesinde toplandı ve 6 Mart  akşamı Kongre bitirildi. Yani Partimizin fiili kuruluş tarihi 6 Mart 1982 dir. Resmi olanı ise bugündür. Yani 21 Mart‘tır. Yaşasın Partimiz Partiya Komünist a Kurdistan.

2-  İkincisi, 8 Mart 1857. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne kaynaklık eden Newyork işçilerinin büyük direnişi ve grevin trajik sonu. 140 kadar kadın işçini yanarak öldükleri tarih. Newyork işçilerinin şanlı direnişi  „yanan kadın proleterlerin anısı ve onları ölümsüzleştiren Clara Zetkin‘leri saygıyla anıyor um.

3-  İki tane anılması gereken 12 Mart var. Birisi 12 Mart 1971 askeri darbesinin tarihi. 68 Öğrenci direnişlerini boğma darbesiydi denebilir o darbeye. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan yoldaşlarımızın  idamı 12 Mart darbesinin en ağır sonuçlarından birisiydi. Genel olarak halklara, özel  olarak gençlere ve aydınlara yönellik devlet terörünün en ağır yaşandığı yıllar olarak tarihe geçti ne yazık ki.

 İkinci 12 mart vakası, solcuların yoğun olduğu ve sakinlerinin tamamına yakını Alevi olan Gazi mahallesi pravakasyonu ve katliamıdır. Dünyada örneği görülmemiştir, Gazi’de  devlet  kahve taradı. Beşgün süren olaylarda 22 kişi öldürüldü. Ve ben o beş gün boyunca Gazi mahallesindeydim. Katliamın canlı tanığıyım.

4-  13 Martı 1982 tarihini tüm yoldaşlarım bilirler. 13 Mart‘ta bir ilk yaşandı biliyorsunuz. Üç genç işçi, üç yiğit devrimci

Seyit Konuk, Necati Vardar ve İbrahim Ethem Coşkun yoldaşlar İzmir’de idam edildiler. Faşistler tarafından öldürülen Tariş işçisi Nusret Korkmaz yoldaşın intikamını almanın yanısıra TKEP’in kuruluşunu da Kamuoyuna duyurmak istemişlerdi. Mahkeme heyetini 1 Mayıs şehitlerimiz için saygı duruşuna davet eden yoldaşlarımız ölümsüzlüğü hak etmiş köklerimizdiler.

5- Sırada 16 Mart‘lar var yoldaşlar.  İlk olarak Paris komünü ayaklanmasını analım. Tarihteki ilk işçi iktidarının startının verilmesi biz komünistler için çok çok özel bir öneme sahiptir. İki aylık ömrü  olsa da, Parisli yoldaşlarımız burjuvaziyi devirip iktidara el koydular. Ömrünün çok çok ötesinde  bizlere önemli bir miras bıraktılar. Çünkü Dünya proletaryası ve komünistleri Paris komünarlarından çok şey öğrendiler. O komünarların anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.

-Hatırlatmak istediğim bir diğer 16 Mart vakası uzak doğudan olacak. ABD emperyalizminin Vietnamı işgal savaşında kimyasal silah kullanmasıdır. Hem de sivil halka karşı. 347 Vietnamlı sivil insanın kimyasal gazlarla öldürüllmesi tarihin utanç sayfalarındandır. Anıları önünde saygıyla eğilirken ABD emperyalizminin bu alçakca tutumunu kınıyoruz.

-Biliyorsunuz benzer bir olayı daha acı bir biçimde bizim halkımız yaşadı. Halepçe’den söz ediyorum.  Tarihin en büyük kimyasal saldırısında. 5000’in üzerinde insanımız kimysal gazların etkisiyle boğularak öldüler. 7500 kadarı yaralandı ve ömür boyu yarı sakat yaşamak zorunda kaldılar. Sömürgeci zulmünün en acımazısı tüm Kürtlerin yürek yarasıdır. Halepçe şehitlerine borcumuz özgür Kürdistan olmalıdır.

-Zulüm bizdense ben bizden değilim” diyen, Filistinlileri savunurken 16 Mart 2003′ te tanklar altında kalıp ölen ABDli Yahudi aktivist Racel Corrie kardeşimizi de saygıyla analım.

-Bir başka 16 Mart vakasından daha söz etmek zorundayız. Hatice Özen, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah şimşek, Hamit Akıl ve Cemil Sönmez adlı yedi İstanbul Üniversitesi öğrencinin bombalanarak öldürülmesi ve 41 kişinin yaralanması…Tarih 16 Mart 1978. Açık,  alanı ve üstelik belgeli bir devlet katliamı. Öğrenciler üzerine bombayı atanlardan birisi olan Zülküf İsot ‘u kendi ablası ihbar etti yıllar sonra. İkinci bombacının Ali Yurtaslan olduğu açığa çıktı. Yine Ali Yurtaslan’ın itiraflarından anlaşıldı ki, Maraş katliamı günlerinde arabasının bağajı bomba dolu olarak Maraş’a giderken yol kontrölünde yakalanan yüzbaşı, Davutpaşa kışlasından alıdığı bombaları Abdullah Çatlı’ya vermiş, Çatlı’da bombaları İsot ve Yurtaslan’a teslim etmiş. Yalnızca bu bilgiler bile olayı aydınlatmaya yeterlidir. Fakat bir kişi bile Beyazıt katliamından dolayı ceza almadı. Dava zaman aşımından düşürüldü. Bu olayın bir de bizimle ilgili yanı var. Onu sizlerle paylaşmak istiyorum. İstanbul üniversitesi öğrencilerinin üzerine bomba atıldığı günden dokuz gün önce bir MİT elamanı ilgililere yazar; “8-10 gün içerisinde İstanbul Üniversitesinden sol görüşlü öğrencilere bombalı saldırı yapılacak” diye. İstanbul Emniyeti de önlem olarak özel Kontr-Gerila eğitimli Reşat Altay’ı sol görüşlü öğrencileri korumakla görevlendirir. Fakat Reşat Altay  ise öğrenciler yerine sanıkları koruyup kollar. Mükafatını da alır. Füze hızıyla terfi ettirilir. Kısa süre sonra emniyet müdürü yapılır. Hatırlanır; o Trabzon Emniyet Müdürü iken Trabzon, birçok olayın yaşandığı veya planlandığı şehir olmuştu. Rahip Santro’nun öldürülmesi, Hamburgercilerin bombalanması ve Hırank Dink’in katli gibi… İşte o Reşat Altay Antep Emniyet müdürü iken bizim yoldaşlarımızı sorgulamış ve ağır işkenceler etmişti. Fakat yenilip dize gelen kendisi olmuştu. Yoldaşlarımızdan tek sözcük bile alamamıştı.

6- Daha günü gelmedi ama, martta yaşananlar demişken 30 Mart Kızıldere katliamında yitirdiklerimizi de şimdiden analım. Mahir Çayan ve yoldaşlarının dünyada örneği az görülen fedakarlıklarını, bir başka ve kardeş örgüt THKO önderlerini idamdan kurtarmak için  ölümün üzerine yürümelerini saygıyla ve minnetle yad edelim. Ve önemle ve özellikle belirtelim ki orada , Kızıldere’de KKP’nin ilk tohumunu toprağa ekenlerden birisi, bizim en eski yoldaşımız Ömer Ayna’da vardı. Yoldaşlığımız bakidir sayın Ömer Ayna. Seni asla unutmayacağız.

7- Son Mart anmamız Doğu Kürdistan’dan. Kürt büyüklerinden, bileğinin hakkı, aklının gücü ile büyüklüğü haketmiş Kadı Muhammet ve arkadaşlarının 31 Mart 1947 yılında idam edilişleride bizim açımızdan unutulmazlar arasındadır.

Mahabat Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Kadı Muhammed’i, arkadaşları Başbakan Hacı Baba Şeyh ve savunma bakanı Hüseyin Han’ı saygıyla anıyor ve selamlıyoruz. Çarçira meydanı özgürlük meydanı oluncaya dek… “Düşmanınıza asla güvenmeyin” öğüdü  Kadı Muhammed’e aittir ve her Kürdün kulağına küpe olmalıdır.

                     HDP; ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU, HDP VE GÜNCEL SİYASET

  Değerli konuklar, sevgili yoldaşlarım; bugünkü  programımız gereği benim niyetim ve kafamda şekillendirdiğim bir konuşma planlamam vardı.  Bu planlamayı üç ana başlık altında toplamıştım.

1-Newrozumuzu anmak, anlatmak ve kutlak

2- Aardından  Partimizin 39. kuruluş yıldönümü ağırlıklı  Mart anmalarımızı  birlikte yapmak ve …

 3- Son bölüm olarakta dünyada, bölgemizde ve Ülkemizdeki son siyasi gelişmeleri  kısa kısa ele alıp değerlendirmek ve sizlerle paylaşmaktı.  Elbette bizim ne ve neler yapım edeceğimiz de bunun içerisindeydi. Fakat; ülkemizdeki son siyasi gelişmelerden dolayı  konuşmamın üçüncü bölümünü birazcık değiştirdim ve sınırladım. Umarım anlayışla karşılanır.  Hepiniz biliyorsunuz yoldaşlar; HDP’ye kapatma davası açıldı. Son dönem milletvekillerinden Leyla Güven ve Musa Farisoğul‘ları ardından  daha dün Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun da dokunulmazlığı elinden alındı. Bizler daha bu vekilimize, Gergerlioğlu’na karşı yapılan bu tür saldırılar mecliste olurken, saldırının büyüğü arkadan geldi: HDP’ye kapatma davası açıldı.  Bu durumda, bu hal ve ahval içerisinde her Kürt bireyinin, her devrimci ve demokratın, hatta ben insanım diyen herkesin ilk sorusu, ilk düşüneceği konu “Bunlar niye oluyor, Türkiye‘yi yönetenler ne yapmak istiyorlar” olacaktır. Olmalıdır da.

 Parti olarak devrimci kamuoyuna bu saldırılar  neden sorusunun cevabını anlatacağız. Elbette özetleyerek. Elbette olanakları dikkate olarak. Elbette dilimizin döndüğünce. Anlaşılır olmak için Ömer Faruk Gergerlioğlu’un başına getirilenlerden başlamak istiyorum. Bu  HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu kiiiiim?  Evet, şimdiki konumu öncelikli olarak HDP milletvekili. Ama Gergerlioğlu Ispartalı ve Kürt değil. Yani Türk devletinin ezeli onulmaz yarası Kürt duşmanlığının sınırları dışında bir kişi. TC’yi yöneten paranoyakların  bölünme korkuları nedeniyle bu vekile öncelikli olarak saldırdıkları düşünülemez. Üstelik Gergerlioğlu Mazlum-Der yöneticiliğinden gelme birisi. Anlaşılacağı gibi Hristiyan, Alevi veya Yezidi birisi değil. TC’nin din anlayışı ile de bir uyuşmazlığı yok. Anasının ak sütü gibi Türkçe de konuşuyor. Onu tanıyan herkesler ve devlette bilir ki; Ömer Faruk Gergerlioğlu insan hakları savunucusudur.

Barıştan yanadır. Şiddetin hiç bir türüyle söylem olarak bile uzaktan yakından ilgisi yoktur.

 O halde niye Gergerlioğlu? Ne suç işledi ve hangi yasayı veya yasa maddesini ihlal etti acaba? Bu ve benzeri soruların cevabı hep iki şıklıdır yoldaşlar, kardeşler. Bizlere ve onlara göre… Hukuka ve TC yasalarına göre… Haklıya ve haksıza göre…Bize, hukuka ve hakka göre vekilimiz suçsuzdur. TC devletine göre…? Bilinen, anti-demokratik de olsa TC usül yasalarına uygun olarak hazırlanıp onaylanmış tüm yasalara ve yönetmenliklere göre de sayın Gergerlioğlu suçsuzdur.

Örneğin, TC’nin varlığının ifadesi olan mevcut anayasanın ilk üç maddesidir. Bunlar özetle:

“1- TC devleti bir cumhuriyettir. 2… Atatürk milliyetçiliğine bağlı laik, demokratik hukuk devletidir. 3- TC Ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir” demekte. Ve 4. madde olarak eklenmekte. Bunlar “ asla değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez” … Bu açıkca anlaşılacağı gibi TC Anayasasının ilk dört maddesi Kürtlerin elini kolunu ve de dilini bağlamak için yazılmıştır. Amenna! Kabul etmedik ama anladık! Bir insan hakları ve barış savunucusu vekilimizden ne istiyorsunuz. İşte bu sorunun cevabı hiç bir yazılı yasa metninde yok. Bizim, yani yirmi küsür milyon Kürdün, Türkiye‘deki tüm gerçek devrimcilerin, tüm insan hakları ve barış savunucularının ve elbette geniş emekçi kitlelerin temel meselelerinden  birisi  ve başta geleni bu.

 “Bu” derken neyi kast ediyorum?  Kastım TC’nin gizli anayasasıdır; asıl anayasasıdır; geniş kitlelerin bilmediği anayasasıdır. Ben bu konuyu çeşitli kereler dile getirdim. Bir kere daha ve Gergerlioğlu meselesinden dolayı belirteyim ki; TC’nin gizli anayasasının yani Kırmızı Kitabının temel maddeleri şunlardır. Elbette  mealen ve yaşanmışlıklardan çıkarsama olarak söylüyorum. O nedenle tırnak içerisine almıyorum.

  1. Türkiye’de yaşayan herkes Türktür, asgari “Türküm” demek zorundadır.
  2. Tüm Türkiye Devleti vatandaşları sünni islamdırlar ve tercihen Hanifi mesebinden olmaları istenir.
  3. TC sınırları içerisinde yaşayanlar Türkçe konuşmak zorundadırlar. İkinci bir dilin eğitim ve yazım dili olmasına Müsaade edilemez.
  4. Türkiye devletinin sınırları (aleyhte olmak kaydıyla) asla değiştirilemez.
  5. TC Devleti kutsal bir devlettir. Kendi sınırları içerisinde kutsallığın (Tanrının) cisimleşmiş halidir. Varlığı ve devlet adına yaptıkları asla sorgulanamaz ve yargılanamaz. Kesinlikle ve kesinlikle dokunulmazdır.
  6. Devletin yüce çıkarları söz konusu olduğunda kişilerin, ulusal, dini veya sosyal toplulukların hak ve hukukuları da dahil, varlıkları bile teferruattır.

 İşte arkadaşlar, yoldaşlar ve değerli izleyiciler, TC kurulduğundan beri “Yahu bu da olur mu, bu da hukuka ve yasalara sığar mı; bir devlette kendi yurttaşlarına bunu yapar mı, böylesi  tam olarak dünyada ne görülmüş ne de duyulmuştur “ gibi  kamuoyunda hayretler uyandıran, infialler yaratan binlerce, onbinlerce ve hatta milyonlarca olayın, katliamın vb. asıl nedeni bu kırmızı kitaptır; o kitaptaki anlayıştır.

Sanırım şimdi sayın Gergerlioğlu’nun neden TC’nin gazabına uğradığı daha net anlaşılmıştır. Yine anlaşılmıştır ki; TC’nin kırmızı kitabının sıraladığım ilk dört maddesiyle de Gergerlioğlunun herhangi bir ilintisi yoktur. Buradaki kastım ilgili yasanın temel mantığı, gayri hukuki olması değil elbette. Fakat açık ki, devleti esas alan bir anlayış karşısında bizim vekilimiz ( oy verdiğimiz için vekilimiz diyorum) “İnsanlar ve toplumlar esastır” diye diretiyor ve savunuyor ya, üstelik bunu tavizsizce yapıyor ya, yani kırmızı kitabın 4. ve 5. maddeleri konusunda  devlete asla taviz vermedi ya… Sonrasını daha dün yaşayarak gördük ve hepiniz biliyorsunuz.

 Değerli konuklar, Sevgili yoldaşlarım, arkadaşlarım; kısa kestiğim bu kırmızı kitap meselesinden bizim payımıza her ilerici, devrimci demokratın, her komünistin ve hatta her insanın payına düşeni de hemen özetleyip geçeyim:

–  Dili Türkçe olmayan kime veya kimlere saldırılırsa ondan yana olacağız, onların yanında  yer alacağız.

–  Hangi dini azınlığa gangi düzeyde haksızlık yapılırsa yapılsın, karşı çıkacağız.

-TC’nin yüce menfaatlerini hiçbir hal ve şarta tanımayacağız. Buna bir başka devlete ve halka savaş açması halide dahildir.

-İnsanı, toplumları, onların hak ve menfaatlerini TC karşısında ödünsüz savunmaya devam edeceğiz.

-TC’nin kutsalları bizi asla ve asla  ilgilendirmemektedir ve her daim dokunmayı sürdüreceğiz.

–  En son İstanbul sözleşmesinin iptali örneğinde de görüldüğü gibi islami kılıf geçirilmiş erkek egemen, üstelikte sömürgeci ve faşist TC  devlet anlayışı karşısında her türden kadın haklarını esas almayı sürdüreceğiz.

-Kendi lehine sınırları değiştirmekte hiç bir sakınca görmeyen, bölge barışını tehdit eden, Kürdistan’ın diğer parçalarını işgal etmek isteyen ve emperyal amaçlar güden TC Devleti karşısında yalnızca ulusal ve sınıfsal hakların savunulması yeterli değildir. Barışı ve demokrasiyi de savunacağız.

 Savunacağız da değerli dostlar, HDP örneğinde, HDP’yi kapatma davası örneğinde ve Gezi Direnişi ile ilgili dava seyrinde de görüldüğü gibi Faşit TC iktidarı tüm demokrasi güçlerinin kolunu kanadını budamakta kararlı. Çok çok açıkca “Seçimle de gitmem” diyorlar. Bir iç savaşa hazırlandıklarını hiç mi gizlemiyorlar. Çünkü onlar normal yollardan iktidarlarını sürdüremeyeceklerini artık çok iyi biliyorlar. Hem türkiye’de siyasetle yakından ilgilenen herkesler bilir ki,  Kürt halkının tümünden olmasa dahi, önemli bir kesiminden destek alınmadan Türkiye’de hükümet olunmaz. HDP’ye yapılan son siyasi soykırım saldırısı emin olun Kürt halkının öfkesini daha da kabartacak ve  TC’nin veya onun alt birimleri olan partilerin desteğinin tükenme noktasına doğru yükselmesini sağlayacaktır.

Bu son söylediğimin kuru kuru bir siyasi söylem olmadığının altını çizeyim. DEP Genel başkan yardımcılığı, HADEP genel Sekreter yardımcılığı yapmış birisi olarak söylüyorum: HEP yüzde dört gibi bir oy oranına sahipti; onu kapattılar, DEP yüzde altılara ulaştı. Onun ardılları yüzde yediyi buldu. HDP’yi biliyorsunuz.  Bu süreçlerin en zorlu, en kahırlı ve en çıkarsız süreçlerinde yeralmış birisi olarak ve iddiayla söylüyorum ki, Kürt halkı Halepçe vari saldırılarla karşılaşmadıkça, halk adına sandığa oylar doldurulmadıkça; bu halk Kuzey Kürdistan’dan tüm TC partilerini silinme noktasına düşürcektir.

Diyelimki TC, herbiri binlerce kişi kapasiteli mahpus damları yaptı. Binlerce Kürt siyasetçiye siyasi yasak getirmekle kalmadı, onları esir  aldı  ve cezaevlerine doldurdu. Yetmez. Tüm bu saldırılar TC’yi kurtarmaya yetmez. Yetmez çünkü, bundan önce onlar yedi kez Kürt siyasetçilerinin kurduğu partileri yedi kez kapattılar, bu halk yedi kez yenisini kurdu ve var gücüyle destekledi. Yine ve yenisini kurar ve destekler. Hem de büyüterek.  Varsayalım ki, derinleşen devlet krizi nedeniyle TC. Devleti son kozlarını biraraya getirdi ve halkımızın legal ve meşru alanda örgütlenmesinin önünü kesti. Eldeki veriler bu olasılığı zayıfta olsa hesaba katmamızı bize söylüyor. Bizim de elimiz armut toplamıyor ya! İlk olarak önemle vurgulayalım ki; biz hiç bir zaman TC Devletine, Türkiye burjuvazisine ve onun yasallıklarına asla güvenmedik. İllegal alanımız, yani kendi meşru alanımız bizimdir. Ve bu alanı ne biz, ne de PKK hiç zaman terk etmedik. Açık alanda olupta zorda kalan her komüniste kapımız açıktır. Siyasi mücadelenin meşru her yolunu deneme tecrübemiz var. Diyelim ki düştük, diyelim ki tökezleyip yıkıldık; yeniden ayağa kalkarız biz. Ulusal güçlerimizde, komünist güçlerimizde yeniden soluklanır ve sömürgecilerin karşısına dikiliriz.

 Ya, TC Devleti ne yapabilir?  Kimi tarım kalemleri, kimi montaj sanayi dallar ve inşaat sektörü dışında tüm var olanları tüketmiş durumdalar. Gelir-gider dengesi tutturabilmeyi dile bile getiremiyorlar. Şimdi, hemen şimdi ödeyecekleri dış borç yaklaşık ikiyüz milyar dolar. Kasa ise sıfır. Borcu tümden borçla ödemekten başka şansları yok. Yüzyirmi milyonluk Corona aşısı ihtiyacı var ama, parasızlıktan ancak oniki- onüç milyon aşı satın alabildiklerini herkesler biliniyor. Yani aşı piyasasında da parayı veren düdüğü çalıyor. Enflasyon yüzde kırklarda. Ücret artışları asgari düzeyde bile yapılamıyor. Nüfusun üçte ikiye yakını borçla yaşamını sürdürüyor. Yirmi milyon insan hacizli durumda. Özetle ekonomi batağın eşiğinde. Siyasette batağın eşiğinde olduğu içindir ki; HDP’ye dönük siyasi soykırım kararı uygulanıyor. Bine yakın siyasetçiye siyaset yasağı getiriliyor. Yalnızca bu bile dünyada örneğine az rastlanır bir durumdur. Yedi kere budanan ve her keresinde daha gürleşen siyasi orman, Kürt ormanıdır. Bunun dünyada örneği yoktur. Dünyanın aklımıza gelebilecek hiç bir ülkesinde ve hiç bir parti HDP ve önceli partiler gibi yoğun ve sürekli bir saldırı altında asla ve asla varlığını legal olarak sürdüremez. Yani ve kısaca: Kürt halkı bunca zaman küllerinden doğmayı nasıl başardıysa yine başaracaktır. TC’ye gelince;

 Ekonomik ve siyazi krizine, ekonomik ve siyasi krizinin yoğunluğuna denk bir dış siyaset krizi de eklenmek üzere.

Sorunlu Rusya ve İran ilişkileri dışında neredeyse tüm batı müttefikleri ile kavgalı. Son Cumhurbaşkanlığı kararı  (İstanbul sözleşmesinin iptali) ile emperyalist batı ile başı daha çok derde girecek. TC’nin dış siyaseti normalleştirmesinin çok zor olduğunu söylemekle yetinelim şimdilik.

Tüm bunların üzerinden söylenmek istenenleri ise kısaca özetleyelim: Ekonomik ve siyasi krizi TC devletini yeni ekonomik kaynaklar bulmaya zorluyor. Çünkü bilimi ve tekniği yoğun bir biçimde  iç üretim sahasına sokmadığından iç kaynakları artırma şansı yoktur. Dış kaynak açısından ise, borçlanma dışında savaşa başvurma olasılığı var : Epeyden beri savaş sahasını zorluyor. Epeyce adımlar da attı. Fakat yeterli kaynak veya kaynakları bulamadı. Dış borç kredisi ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğinden o, savaş naralarını sürdürecektir. Musul ve Kerkük petrolleri savaş olasılığının ilk hedefidir.  Başka olasılıklar elbette ileriki zaman içerisinde öne çıkabilir. Bir yerlere savaş açmak gibi bir çılgınlığa kalkışabilir mi TC?  Hiç uzak bir ihtimal değil.  Kısaca; dış siyeset batağına veya savaş batağına batacak olanın sonu hüsrandır. Böylesi bir kriz ve kaostan TC’nin karlı çıkacağı düşünülemez. Onun krizi ve kaosu bizim, yani tüm bölge halklarının çıkışı olacaktır. Karanlığında boğulmaktan asla kurtulamayacaktır. Suriye kaos ve karmaşasından Esad‘ları Rusya kurtardı. TC yönetimini ve rejimini Saddam gibi kurtaran da olmayacaktır.

 İşte o zaman, kriz ve kaos ortamının yaratacağı devrim kapısını aralayıp aralayamamak ulusal ve sosyal güçlerimizin hazır olup olmadığına bağlıdır.

Yeniden, NEWROZ PİROZ BE!

Bizleri, ekranları karşısında izleyenleri,  Partiya Komünist a Kurdistan adına selamlıyorum…. Newroz etkiliğimizin başarılı geçmesini diliyorum.

Yaşasın Partiya Komünist a Kurdistan

Partiya Komünist a Kurdistan  (KKP)

Sözcüsü Kemal Bilget

21 Mart 2021

Bölüme ait diğer yazılardan!

BU BİR PRAVAKASYONDUR!

                         BU BİR PRAVAKASYONDUR  5 Haziran sabahından itibaren gündeme düşen haberlere göre Ülkemizin Güney parçasındaki …