Perşembe , Temmuz 7 2022
Home / Parti Yaşamı / İRAN KÜRDİSTANI’NDA MÜCADELE SÜRÜYOR! GEÇMİŞTEN GELECEĞE KKP / PARTİ ARŞİVİNDEN

İRAN KÜRDİSTANI’NDA MÜCADELE SÜRÜYOR! GEÇMİŞTEN GELECEĞE KKP / PARTİ ARŞİVİNDEN

DENGÊ KURDİSTAN
_________________________________________________________________________
BİJÎ KURDİSTAN’A AZAD Û DEMOKRATİK!..
_________________________________________________________________________
Hêjmara: 1
Tarîx: 20. 09. 1981
_________________________________________________________________________

İRAN KÜRDİSTANI’NDA MÜCADELE SÜRÜYOR!

Son iki yıl boyunca İran önemli politik gelişmelere sahne oldu ve olmaya devam ediyor. Şahın monarşist faşizmi, halk yığınlarının yıllar boyu birikmiş öfkesinin patlamasıyla, tarih sahnesinden silinip atıldı. Şahlık rejimi uzun süredir yalnızca terör ve sindirme yoluyla iktidarını koruyordu. Bunun dışında toplumsal desteği hemen hemen hiç yoktu. İşte bu nedenle İran devrimi tarihte eşine ender rastlanır biçimde nüfusun ezici bir çoğunluğunun katıldığı bir devrim oldu.

Bu anlamda İran devrimi söz götürmez bir biçimde bir halk devrimidir. Ama halk devrimi halkın iktidarı ile sonuçlanmadı. Şahlık rejimiyle çelişki içinde olan çeşitli burjuva kesimler iktidara el koydular. Bir süredir de bu burjuva kesimlerin kendi iç mücadeleleri sürmektedir. Bununla birlikte başından beri iktidara damgasını vuran Humeyni ve çevresi, ticari sermayeye ve İran’ın ”Bazar” denilen eşraf kesimine dayanan İslam Cumhuriyet Partisi’dir. İran devrimi bir süreden beridir bunların fanatik gericiliğinin ve maceralarının tehdidi altındadır. İslam Cumhuriyet Partisi de, onunla mücadele halindeki liberal burjuvazi de şimdiki iktidarda devrimi frenlemek, kesintiye uğratmak ve boğmak istiyorlar.

Ama her biri bunu farklı yöntemlerle yapmak istiyor. Liberaller modern kapitalizme özgü yöntemlerle ve reformist hayaller yayarak; Humeyni ve çevresi ise devrimi sömürmeyi elden bırakmayarak fanatik yöntemlerle… Aradaki fark bundan ibarettir.

Başlangıçta Humeyni’nin ardından giden kitlelerin ezici çoğunluğu şimdi ondan yüz çeviriyor. İran emekçilerinin mücadelesi bugün yeni bir perspektifle alevleniyor. Görünen odur ki, emekçi halk yığınlarının şahlık rejiminden beri gaspedilen demokratik taleplerine cevap vermeyen hiç bir politik değişim İran emekçilerinin mücadelesini durduramayacaktır. Emekçiler Humeyni yönetiminden uzaklaştıkça ve mücadeleyi yoğunlaştırdıkça mevcut iktidar giderek gericiliğin dipsiz batağına hızla gömülüyor.

Geldiği konum itibarıyla, İran’ın bugünkü politik iktidarı; ne içerde demokrasi güçlerinin birliğinin politik ifadesi, ne de dışarda anti – emperyalist cephenin tutarlı bir unsurudur. Mevcut yönetim İran’da demokrasi sorununu çözemedi, sınıfsal konumu gereği çözmekten uzaktır ve şahlık yıkılmakla birlikte ülkede koyu bir anti – demokratizm başka biçimlerde devam ediyor.

Bunun en önemli göstergelerinden biri yeni rejimin başta Kürt ulusu olmak üzere, ezilen ulus ve azınlıklara karşı düşmanca bir tutum içinde olmaya devam etmesidir. Onların ulusal özgürlük mücadelesini kanla boğmaya çalışmasıdır. Hangi iktidar olursa olsun ezilen ulusları baskı altında tutmaya devam ediyorsa onun demokratikliğinden bahsedilemez. İran’daki yeni yönetimin niteliği de budur.

İRAN’DA PARÇANIN FEDA EDİLECEĞİ KOŞULLARDAN BAHSEDİLEMEZ

Başta Kürt ulusu ve Türkmenler olmak üzere, yeni yönetim, ezilen uluslar üzerinde bir dizi katliamlara girişti. Ordu birlikleri ve ”Devrim Muhafızları” ilk harekâtlarını Kürdistan’a karşı düzenlediler. SANANDAJ ve NEGADE’de eşine ender rastlanır katliamlar tertiplediler. TÜRKMENİSTAN baştan aşağı ordu çizmelerinin altından geçirildi ve uçaklarla bombalandı. GÜNBED-İ KAVUS kentinde Türkmenler de Humeyni rejiminin ve o zamanın yetkililerinden BEN-İ SADR’ın katliamlarından nasiplerini aldılar.

İşin gerçeği burjuvazi ezilen uluslar içinde gerek politik demokrasi planında ve gerekse sosyo – ekonomik alanda devrimin ileri gitmesinden çekiniyordu. Sözgelimi Türkmenistan’a yöneltilen büyük saldırı büyük toprak milkiyetinin Türkmen köylülerince müsadere edilmesinden sonra gelişmeye başlayan toprak devrimini frenlemek içindi. Yoksa Türkmenler asıl olarak ulusal talepler çerçevesinde bir mücadele başlatmamışlardı. Orada ulusal sorun toprak devrimi içeriğine bürünmüştü. Kürdistan’da ise ulusal talepler baş sırada yer almakla birlikte İran’ın bütününde bulunmayan bir politik demokrasi hakimdi. Siyasal özgürlük vardı. HALK MİLİSİ DÜZENLİ ORDUNUN YERİNE gerçekte yalnız Kürdistan’da geçirilmişti.

Yani Humeyni yönetiminin ezilen uluslara karşı giriştiği saldırı sadece ezen ulus şovenizminden kaynaklanmıyordu. Bu saldırı aynı zamanda ezilen uluslar içinde daha ileriye gitmeye başlayan devrimi frenlemek içindi. Bütün bunlar bir gerçeği ortaya koyuyordu: Humeyni yönetimi despotik ve anti – demokratiktir. Devrimi boğazlamak istiyor. Bu koşullarda ezilen ulusların haklı mücadelesine sırt çevirmek düpedüz şövenizm olur. İran’da PARÇANIN BÜTÜNE FEDA EDİLECEĞİ koşullar söz konusu değildir. Hem ulusal bakımdan, hem de uluslararası bakımdan böyle bir durumdan bahsedilemez.

Çünkü merkezin tersine olarak ezilen uluslar içinde devrim DAHA İLERİYE GİDİYORDU. Merkezde devrimin ileri gitmesi, buna karşılık ezilen ulusların burjuva önderlikteki mücadelesinin merkezde ilerleyen devrimi tehdit etmesi gibi bir durum, yani parçanın bütüne feda edilmesi koşulları İran’da sözkonusu değildir.

Durum böyle olduğu halde TUDEH, başta Kürt ulusu olmak üzere, ezilen ulusların mücadelesine sırt çevirdi ve kayıtsız şartsız yeni yönetimi destekledi. Bu, hiç bir haklı gerekçesi olmayan, TUDEH’in oportünist politikasından kaynaklanan şöven bir tutumdur. Bu tutum İran devriminin ileriye doğru gelişmesine zarar verdiği gibi, halklar arasında güven bağlarının oluşmasını da olumsuz yönde etkilemiştir.

İ-KDP İRAN’A DEMOKRASİ, KÜRDİSTAN’A OTONOMİ ÖNERİYOR!

Kürt halkına gelince; kurtuluş mücadelesinin izlemesi gereken rota açısından, onlar için de durum bütün yönleriyle açıklığa kavuşmuş değildir. Bilindiği gibi İran Kürdistan’ı halkı şahlık rejiminin yıkılışında etkin bir rol oynadı. Bugün de giderek gericileşen Humeyni iktidarına karşı mücadelesini kesintiye uğratmaksızın sürdürmektedir. Ama kurtuluş mücadelesinin izleyeceği rota, bizzat hareketin önderliğinin sınıfsal konumu nedeniyle yeterince açık değildir.

Bilindiği gibi, Kürt Halkının ulusal demokratik mücadelesi üzerinde, şimdiki şartlarda, İ-KDP (İran Kürdistan’ı Demokrat Partisi) önemli bir etkinliğe sahiptir. Bunun yanında manevi bir önder olarak Şeyh İzzettin Hüseyni Kürt halkının mücadelesi üstünde belli bir etkiye sahiptir. Fakat bu, örgütlü bir etkinlik değildir. Ayrıca KOMALA adlı Kürt örgütü ve HALKIN FEDAİLERİ İran Kürdistanı’nda kısmi bir etkiye sahiptirler. Fakat bugünkü koşullarda mücadelenin gidişatını tayin eden ana güç Abdülrahman Qassemlu önderliğindeki İ-KDP’dir. Bu partide asıl etkili olan burjuva önderliktir.

İ-KDP Kürt halkının mücadelesinin ana hedefini şu şekilde formüle etmiştir: İRAN’A DEMOKRASİ, KÜRDİSTAN’A OTONOMİ !

İ-KDP’nin sınıfsal bileşimi gözönüne alındığında bu formülasyonun kendi içinde belli bir tutarlılık taşıdığı görülür. Çünkü en iyi durumda dahi ezilen ulus burjuvazisinin ulusun kendi kaderini tayin hakkından anladığı, aslında ”kendi” emekçilerini özgürce sömürme hakkıdır. Onun ulusal talepler öne sürmesi, bu ”hakka” kavuşmak için sürdürdüğü mücadeleye emekçileri de katmak zorunluluğundan ileri gelir. Tarih her zaman göstermiştir ki, ezilen bir ulusun burjuvazisi, emekçi yığınlar da dahil olmak üzere, bütün ulus için en iyi olan yerine, kendisi için en uygun olan çözümleri tercih etmiştir. Bu nedenle İ-KDP’nin, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını ”İran’a Demokrasi, Kürdistan’a Otonomi” şeklinde, Kürt işçi ve emekçileri için dar kapsamda fakat kendisi için kabul edilebilir bir çerçevede tutması normal bir şeydir.

Önce formülasyonun birinci kısmı üzerinde duralım: ”İran’a Demokrasi” derken kastedilen nedir? Günümüzde bundan daha muğlak bir belirleme olamaz. Herkes: Humeyni, hatta Türkiye’deki faşist cunta dahi, demokrasiden bahsediyor. Demokrasinin her yerde SINIFSAL BİR ANLAMI VE İÇERİĞİ vardır. Anlaşılan İ-KDP burjuva demokrasisinden bahsediyor. ”Kürdistan’a Otonomi”yi en azından hoş görecek bir burjuva demokrasisi… Ama İran’ın ekonomik, tarihsel ve siyasal gerçekleri böyle bir demokrasiye el vermez. Böyle bir demokrasinin emekçilerin istemlerini karşılamaktan uzak olması ve burjuvazinin diktatörlüğünü kamufle etmesi bir yana, İran’da böyle bir demokrasinin yaşamasına elverecek ekonomik taban yoktur. İran’da bu çerçevede bir demokrasi ancak sınıf mücadelesinin ortaya çıkardığı çok geçici dengelerin bir ürünü olabilir. O halde bu tür bir demokrasiyle Kürt halkının kurtuluş mücadelesi arasında kopmaz bir bağ kurmak hem gerçekçi değildir; hem de Kürt halkının kurtuluş mücadelesini belirsizliğe bırakmaktır.

Diğer taraftan ”İran’a Demokrasi” koşuluyla Kürdistan’ın ulusal kurtuluşunu sağlamanın tarihsel ve siyasal koşulları da mevcut değildir. İran ve Türkiye gibi çok uluslu doğu devletlerinin tarihsel şekillenişi çok güçlü bir ezen ulus şövenizminin bütün toplumsal hayatı zehirlemiş olmasıdır. Ezen ulus burjuvazisi, bu gibi ülkelerde ezilen ulusların her türlü ulusal varlığına düşmandır.

Kuşkusuz siyasal bir istem olarak ulusların kaderlerini tayin hakkının kapitalizm çerçevesinde elde edilmesi mümkündür. Fakat İran’da bunun ekonomik ve siyasi tabanı mevcut değildir. Bu, kaçınılmaz olarak, Kürt halkının kurtuluş hattının ancak kapitalizm çerçevesi aşıldıkça başarıya ulaşabileceğini gösterir. Halbuki bunun koşulları yokken, İ-KDP, kendi sınıfsal niteliği gereği, bunu kapitalizm çerçevesine, hapsetmeye çalışıyor.

Formülasyonun ”Kürdistan’a Otonomi” bölümüne gelince: Formülasyonun bu bölümü diğeri ile uyum içindedir ve İ-KDP’nin Kürt halkının ulusal kurtuluşunu kapitalizm çerçevesi içinde düşündüğünün başka bir kanıtıdır.

İlk olarak ulusların kaderlerini tayin hakkının elde edilmesi, ayrılma hakkının elde edilmesidir. Ulusun bu hakkı kullanıp kullanmayacağı, ezen ulusla birlikte kalmanın hangi biçimini seçeceği ayrı bir sorundur. Bütün bu seçimlerin özgürce yapılması ve bunların ulusların kaderlerini tayin hakkının elde edildiği anlamına gelebilmesi için AYRILMA HAKKI ELDE EDİLMİŞ olmalıdır.

İ-KDP ise ulusların kaderlerini tayin hakkını sınırlıyor. Otonomiyi tam kurtuluşa giden yolda bir basamak olarak, bir evre olarak gördüğünden değil, İran’daki mevcut burjuva yönetimle uzlaşmak istediğinden böyle davranıyor.

Diğer taraftan kapitalizm koşullarının ve burjuvazinin iktidarının sürmesi koşuluyla otonomi İran’da korunamaz. İran burjuvazisi ve Fars devleti buna tahammil edecek durumda değildir. Böyle bir hak ancak sınıf mücadelesinin ve ezilen ulusların mücadelesinin ortaya çıkardığı geçici dengeler sonucunda elde edilebilir. Tıpkı demokrasi gibi. Kaldı ki burjuvazi en zor durumda olduğu sırada dahi Kürt Halkına taviz vermek istemiyor. Çünkü bunun İran’ın diğer ezilen ulus ve azınlıklarını da şevklendireceğini biliyor. Merkeziyetçilik Şark devletlerinin tarihsel karakteridir. Onlar herhangi bir federalizme tahammül edecek durumda değillerdir. Bu nedenle otonomi, kendisini toparlar toparlamaz, her zaman İran burjuvazisinin saldırılarına hedef olacak bir çözümdür. Dolayısıyla çözüm değildir.

İ-KDP Kürt halkının ulusal kurtuluşunun aynı zamanda İran’daki gelişmelere bağlı olduğunun bilincindedir. Bu bakımdan kendisini Kürdistan’la sınırlamamıştır. İran’a da demokrasi önermiştir. Fakat hem önerdiği demokrasi, hem de otonomi kapitalizm çerçevesinde bir çözümdür. Nasıl bir demokrasi, Kürdistan’da nasıl bir sosyo – ekonomik sistem soruları İ-KDP’nin formülasyonunda cevapsızdır. Daha doğrusu kapitalizm çerçevesinde çözümler olarak İran koşullarında hem geçersizdirler; hem de emekçi Kürt halkı için çözüm niteliğinde değildir. Fakat Kürt halkının mücadelesi İ-KDP’nin temsil ettiği bu zorunlu tarihsel durağı tıpkı Türkiye’de olduğu gibi, kendi iç evrimi içinde mutlaka aşacaktır.

Kürt halkının mücadelesi ancak emekçi halk demokrasisi ve Kürdistan’da toprak devrimi koşuluyla belirsizlikten kurtulacaktır. Kürt halkının ulusal kurtuluşu her parçada gittikçe daha güçlü biçimde toplumsal kurtuluşa tabi olmaktadır. Türkiye Kürdistan’ı çoktandır bu gerçekle yüz yüzedir. Aynı yolu İran ve Irak Kürdistanı da izliyor.

Bölüme ait diğer yazılardan!

HALEPÇE UNUTULUR MU!

HALEPÇE UNUTULUR MU! 16 Mart 1988 tarihi ve o tarihte yaşanan büyük Halepçe katliamı bizim …