Perşembe , Temmuz 7 2022
Home / Parti Yaşamı / KENAN EVREN FAŞİSTİNİ DE BİR GÜN BİZ ÇIKARACAĞIZ TELEVİZYONA!.. geçmişten geleceğe kkp / parti arşivinden

KENAN EVREN FAŞİSTİNİ DE BİR GÜN BİZ ÇIKARACAĞIZ TELEVİZYONA!.. geçmişten geleceğe kkp / parti arşivinden

_________________________________________________________________________
birlik yolu

BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN!..
_______________________________________________________________________
Sayı: 13
Haziran
1981
_________________________________________________________________________

KENAN EVREN FAŞİSTİNİ DE BİR GÜN BİZ ÇIKARACAĞIZ TELEVİZYONA!..

Geçmiş yılların faşizm tezgâhçılarının deneylerinden dersler çıkaran Evren Cuntası, daha öncekilerin aksine, devrimci hareketle mücadelede yeni yeni silahlar geliştirmeye çalışmaktadır.

Faşist cuntaya karşı girişilen eylemlerin kamuoyuna yansımasını önlemek için haberlere konulan sansürden tutun; kaçakçılar, dolandırıcılar, faşistlere kadar herkesi devrimcilerle bir göstererek sözde ”tarafsızlık” maskesini takınmaya kadar; ”işkencelere karşı oldukları” yalanını yaymaya, hatta göstermelik olarak bazı işkencecileri tutuklamasına kadar bir dizi demagoji ve yalanla iktidarını elde tutmaya çalışıyor.

Cunta şefleri, burjuva basın organlarını da keyfince kullanmakla beraber, esas olarak milyonlarca kişiye hitap eden radyo ve özellikle televizyonu kullanmaya özel bir önem veriyor.

Bu yayınlarında da, özellikle, bir ”TV dizisi” haline getirdikleri ”Devrimci Örgütlerin Operasyonları ve İtirafları” programları, komünist ve devrimci hareketi gözden düşürmeye, halkın devrimci öncülerinin itibarını yıkmaya ve mücadele moralini kırmaya yönelik propagandalarını sürdürmektedirler.

Devrimci mücadelede şu veya bu seviyede yer almış bazı unsurları TV’ye çıkartıp, ”samimi itiraflarda” bulunmalarını sağlıyor; ”işkencenin olmadığını, içerde iyi davranıldığını” ve ”arkadaşlarının teslim olması”nı, ”pişman oldukları”nı söylettiriyorlar.

Faşist şeflerin işkenceyle, korkutarak teslim aldıkları bazı tabansızlara, devrime tesadüfen ilgi duymuş bu kararsız unsurlara hazırlattığı bu dizilerde, komünist ve devrimci hareketi gözden düşürmeye, halkın devrimci öncülerine duyulan güven ve itibarı yıkmaya, işçi ve emekçi kitlelerin mücadele moralini kırmaya, onları pısırıklık ve korkaklığa itmeye yöneldikleri açıktır. Aynı zamanda tüm devrimci ve insanlık onurlarını ayaklar altına alarak, düne kadar uğruna savaştığı devrimci düşüncelere, savaş arkadaşlarına karşı çıkartarak, bir insan için yapılabilecek en büyük aşağılamayı yaptıkları açıktır.

BİR KOMÜNİST, BİR DEVRİMCİ HANGİ ŞART ALTINDA OLURSA OLSUN, BU TİP BİR OYUNU, AŞAĞILAMAYI REDDETMEK ZORUNDADIR.

Faşist şeflerin, devrimcileri aşağılamasına, onların karşı – devrimci propagandalarına fırsat veren tavırlar ne sorgulamada izlenen bir ”taktik”, ne de bir ”özeleştiri” olamaz. Bu tavra giren bir kişi, artık içi boşaltılmış bir zavallıdır. Devrimcilikle ilgisi kalmamıştır.

Cuntacıların işkenceleriyle, katliamlarıyla gerçek teröristin kendileri ve devletleri olduğunu açıkça gösterdikleri günümüzde, faşizmin tezgâhını sağlamlaştıracak bu tür oyunlara ve baskılara karşı direnmek, karşı koymak, bir devrimcinin ilk ve temel görevidir. Bu direnme can pahasına olsa bile…

Devrimci hareketin çeşitli kesimlerinden bazzı şaşkın ve çökmüş unsurların, hangi yoldan olursa olsun, burjuvazinin bu propagandasına katılmalarında, en azından bunu önleyememesinde, devrimci örgütlerin, devrimci kararlılık ve aziim, işçi sınıfı ideolojisini kavrama, örgütlenme, çalışma tarzı, kadro politikası gibi, bir çok konudaki eksikliklerinin önemli rol oynadığı açıktır. Bunların tebsiti ve tutarlı yöntemlerle giderilmesi için azami çaba sarfetmemiz gerekmektedir.

Ama şunu da belirtmek gerekir ki, BUGÜN TV’YE ÇIKARIP KONUŞTURABİLDİKLERİ DÖNEKLER, AKIL ALMAZ İŞKENCE VE BASKILARA RAĞMEN TV’YE ÇIKARAMADIKLARI YİĞİT DEVRİMCİLERİN YÜZDE BİRİ BİLE DEĞİLDİR. Zindanlar, hücreler devrimi kanı pahasına savunan ve savunacak onbinlerce şerefli insanla, işçi, yoksul köylü, öğrenci, emekçiyle doludur.

Eğer faşist cunta devrimcilerin ne olduğunu halka kavratmaya bu kadar meraklıysa, devrimci şerefini canı pahasına savunan, yüzü ak on binlerce devrimci tutukludan bir kaçını televizyona çıkarsın ve serbestçe konuşma hakkını tanısın… Eğer biraz cesareti varsa, gerçek devrimcilerin ve örgütlerinin sıkıyönetim mahkemelerindeki duruşmalarını naklen, kesmeden ve canlı olarak yayınlasın…

O zaman, faşist cuntanın aşağılık oyunu ve gerçek devrimcilerin tutumu, kararlılıkları ve esirken bile faşizm karşısında güçlülüğü çok açıkça ortaya çıkacaktır.

Bugün artık ”mücadelede varım” diyen herkes, burjuvazinin kendisine çiçek ikram etmeyeceğini bilerek yola koyulmalıdır. Kadrolar bu anlayışla eğitilmelidir. Korunması gerekenin kendimiz değil, uğrunda savaştığımız SOSYALİZMİ GERÇEKLEŞTİRME davası olduğu kavratılmalıdır.

Faşist şeflerin bu karşı devrimci propagandalarını etkisiz kılabilmek, halk güçlerinin moralini diri tutup, yükseltebilmek için, devrimci hareket içindeki kararlı, azimli unsurların, devrimci geçmişimizin devamcılarının, faşist şefler ve işkencecilerin karşısındaki yiğit tavırlarını, dirençlerini halk kitleleri içinde yaymalıyız.

YOLDAŞLAR!

* Burjuva köpeklerinin devrşmci hareketimizin onuruyla oynamasına fırsat vermeyelim.

* Faşizme karşı uzlaşmaz ve teslim olmaz tavrımızın doğruluğunu, örnekleriyle tüm çevremize kavratalım.

* ”Meselenin Esir Düşmemek Değil; Teslim Olmamak!” olduğunu tüm devrimcilerin temel anlayışı haline getirelim!

* Karşı – devrimin ppropagandasına destek olmuş unsurların artık devrimci olamayacağını göstererek, onlara karşı tavrımızı buna göre belirleyelim!

Bizler gerçekten doğru tavrı yaygınlaştırıp örgütlenmemizi devrimci prensipler üzerinde sağlamlaştırdıkça, faşist cuntanın demagojileri tutmayacak, iflas edecektir. Ki, daha bugünden, ”işkence yapılmadığı” yalanı iflas etmiştir.

Emekçi halkımız, ezilen Kürt halkı, karakollarda insanların falakaya yatırıldığının, elektrik verildiğinin, bıyıklarının yolunduğunun, aç – susuz bırakıldıklarının, sapasağlam gözaltına alınanların öldürüldükten sonra ”intihar etti” diye cesetlerinin ailelerine teslim edildiğinin pek çok örneklerini görmüştür. Ondan değil midir, ”Allah kimseyi karakola düşürmesin”, ”Şahit girsen, suçlu çıkarsın” özdeyişlerinin yaygınlığı?..

Ve yine bu azgın saldırı döneminde kendi açıklamalarına göre, 125.000 kişiyi gözaltına aldıklarına göre (ki bu rakam küçültülmüştür), mahallesinde, köyünde içeriye düşmemiş, işkence görmemiş bir emekçi kaldı mı?.. Hangi fabrikadan zindanlarda aç – susuz kalmış bir işçi dahi çıkmasın?… Hangi okulun bir öğrencisi dahi, dayak yememiş, falakadan, elektrikten geçmemiş, günlerce nezarethanelerde bekletilmemiş olsun?..

Bunun için Evren faşistinin dediği gibi, ”İşkencenin bir edebiyat mı?”, yoksa hayatın bir parçası mı olduğunu emekçiler artık çok iyi bilmektedir…

* * *

Son bir söz de işkencecilere söyleyelim…

Yayınlarımızı işçilerin ceplerinde, evlerde çocukların beşiğinde bulduklarında, yakaladıklarını işkenceye yatırmadan önce, bir yol bizi dinlesinler…

Mutlaka, ama mutlaka yakın bir gelecekte sizlerle hesaplaşılacaktır…

Tıpkı işkenceci başlarınız, Zeki Şahin’le, Ilgız Aykutlu’yla, Mahmut Dikler’le hesaplaşıldığı gibi…

O zaman fidan gibi devrimci genç kızlarımızın, işçilerin, gençlerin, köylülerin, aydınların kanına giren sizler, tıpkı sizden önce cezalandırılanlar gibi, ağlasanız da, yalvarsanız da, cezanızı çekmekten kurtulamayacaksınız…

O zaman masum insanların kızıl kanlarıyla kanlanmış ellerinizi göğe de açsanız, secdeye de yatsanız, kurulamayacaksınız!..

Ve bir düşünün cellatlar!.. İşkence yaparken bir düşünün… Hanginiz, bir devrimci ile eşit şartlarda teke tek karşılaşmayı göze alabilir?.. Hanginiz?..

Ve bugün, değil sizin karşınızda göğsünü gere gere direnip devrimci şerefini teslim etmeyenler, konuşturarak teslim aldıklarınız kadar bile diirenebilecek kaç kişi var içinizde?.. Konuşmamak için bir kaç saat direnebilecek misiniz?..

İşte: 1972’de Mahir Çayan ve yoldaşlarının şehit edilmesine sebep olduktan sonra, THKO ve THKP-C tarafından yakalanıp sorguya çekilen Yüzbaşı İLYAS AYDIN’ınız… Bu ajan provakatör, devrimcilerden daha bir kaç sopa bile yemeden, altına edip, ödü patlayarak ölmedi mi?..

Ve inanın ki, sizler o kadar bile dayanamayacaksınız!..

Ve inanın ki, yalnız sizi değil, cellât başı Evren’inizi de – halkın elinden linç edilmekten kurtarabilirsek – mutlaka ve mutlaka çıkaracağız TV’ye…

İŞKENCE GÖREN KOMÜNİSTLER, DEVRİMCİLER, DEMOKRATLAR!

ÇIKARILACAĞINIZ MAHKEMEDE, İŞKENCE GÖRDÜĞÜNÜZÜ

ZABITLARA YAZDIRMADAN, SORGU VERMEYİNİZ! KONUŞMAYINIZ!

Bölüme ait diğer yazılardan!

HALEPÇE UNUTULUR MU!

HALEPÇE UNUTULUR MU! 16 Mart 1988 tarihi ve o tarihte yaşanan büyük Halepçe katliamı bizim …