Perşembe , Temmuz 7 2022
Home / Parti Yaşamı / PARTİ BASINIYLA İLGİLİ YAKICI GÖREVLERİMİZ geçmişten geleceğe kkp / parti arşivinden

PARTİ BASINIYLA İLGİLİ YAKICI GÖREVLERİMİZ geçmişten geleceğe kkp / parti arşivinden

_________________________________________________________________________
birlik yolu

BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN!..
_______________________________________________________________________
Sayı: 19
Ocak
1982
_________________________________________________________________________
PARTİ BASINIYLA İLGİLİ YAKICI GÖREVLERİMİZ

Devrimci düşüncenin kitleler arasında doğru bir biçimde yansıyıp dolaşması, açıklamaların kalıcı bir hale kavuşmasıyla, yazıyla sağlanabilir. Düşünceyi, sürekli bir unutma süreci geçiren belleğe aktarmakla sınırlı kalan sözlü ilişki bu yönden yazılı ilişkinin yerini alamaz. Komünistlerin bu gün de çok daha yetkinleşmeleri gereken sözlü ajitasyon – propaganda yöntemleri ancak düzenli işleyen bir yazılı iletişime dayanarak verim sağlayabilmektedir. Bu nedenle marksist hareket başlangıcından beri, devrimci eylemin yayınla yönlendirilmesine dayanmaktadır. Lenin, ISKRA deneyi ile devrimci mücadeleye şu ilkeyi kazandırmıştır: Sürekli ve sık aralıklarla çıkarılacak bir yayın organı, komünistler için, yalnızca bir yönlendirme aracı değil; ama aynı zamanda devrimci örgütlenmeyi yaratan temel, yapıcı bir silahtır.

Bu ilke çağımızda çok daha yaşamsal bir önem taşımaktadır. Komünist partinin kendi yapısından, güç birlikleri ve devrimci cepheye kadar her türlü örgütlenmenin oluşturulması ve eyleme geçirilmesi, belirleyici araç olarak, yayın çalışmasıyla gerçekleştirilebilir. Üstelik son elli yıldır toplumsal yaşantıda, dolayısıyla sınıf kavgasında beliren gelişmeler, yayın sorununu can alıcı boyutlara vardırmış bulunmaktadır.

Yüzyıllardan beri süre gelen yönetimdeki deney ve bilgi birikimi yanında bilimsel teknik ilerlemenin en gelişmiş ürünlerinden yararlanan burjuvazi, eskisinden çok üstün silahlarla birlikte kat kat güçlü iletişim araçlarına da sahip bulunmaktadır. Hızla işleyen bilgilenme ve iletişim düzeni yanında dev boyutlu basın organları ve Radyo – TV araçları ile olanca teknik üstünlük devrimci harekete karşı seferber edilebilmektedir. Ülkemizde bu durum faşist dikta koşullarında daha da çarpıcı biçimde yaşanıyor.

Burjuvazi çürümüş ideolojisini , kitlelerde kendisinin yarattığı bilgisizlik ve ilkelliği ayrıca olabildiğince sömürerek, toplumun her kesimine türlü biçimlerde yöneltebilmekte; nesnel olarak yoksulluğa ittiği halkı, yoğun bir biçimde, öznel olarak da umutsuz bir yozlaşmanın batağına sürüklemektedir. Radyo, TV, plâk ve ses yayınlarına azgın bir gericilik egemendir. Tekelleşme süreci, yüksek sürümlü yayınların tekeller arasında paylaşılmasından, ünlü kiralık yazar kadroları ve büyük yatırımlarla doğrudan güdümlü yeni tekel yayın organlarının çıkarılmasına vardı. Şimdiki ”Bulvar” ve ”Güneş” gazetesi girişimleri bunun günümüzdeki ürünleri. ABD gericiliğinin ürettiği ”Halkla İlişkiler” yöntemleriyle en geniş teknik olanaklar kullanılarak çok yönlü, geniş kapsamlı bir halkı aldatma sanayii geliştiriliyor.

Düşmanın propaganda gücünün böylesine dev boyutlara ulaşması komünistlerin kendi iletişim araçlarını oluşturup geliştirmekte nicelik ve nitelik olarak eskisine oranla çok daha üst düzeylere ulaşmasını zorunlu kılmaktadır.

Burjuvazinin aralıksız ve çok yönlü propaganda saldırısı karşısında içerik bakımından çok daha duyarlı olmalıyız: Ajitasyon – propaganda çalışmamız, en çarpıcı siyasi olgudan sanat ve spora kadar, toplumsal yaşamın her kesitini kapsamalı, burjuva çarpıtmasına üst yapının her dalında yanıt verebilmelidir. Daha da önemlisi, emekçi kitlelerin tüm kesimlerine yönelmek, onların kendi somut yaşamlarına göre beliren ivedi demokratik istemleri saptayıp dile getirmek gerekir. Eylemin çıkış noktası budur.

Ajitasyon – propagandada sür’ate olan gereksinmemiz en uç düzeyine varmıştır. Devrimci yönlendirmeyi günü gününe emekçi kitlelere iletecek bir HIZ kazanmalıyız. Bunun için basında GÜNLÜK aralıklarla çıkacak ve onbinleri geçen sayıda yayınlanacak organlar oluşturmamız gerekmektedir. Basın alanındaki bu atılımların yanısıra ses kayıt bantları kullanmaktan korsan radyo istasyonları oluşturmaya kadar, elektronik iletişim araçlarından olabildiğince yararlanmak sözkonusudur. Dahası zorunludur.

Nesnel yetersizliklere bakılarak bu dediklerimizin olanaksız olduğu söylenebilir. Ama bu doğru değildir, çünkü partimiz zaten bu gün, devrimci hareketimizin bir çok ”kolu” için ”olanaksız” sayılan bir işi yapmakta, faşist diktanın aralıksız sürdürdüğü baskı ve yıldırıya meydan okuyarak yurt – içinde, yani savaş alanının ortasında ve ateş yağmuru altında düzenli biçimde İLLEGAL YAYIN yapmaktadır. Ve bizi bugün için ”mucize” sayılacak sonuçlara ulaştırabilecek daha ileri adımlar atılabilir. Bunun nesnel olanakları vardır. Gerekli olan öznel güçtür.

Her şeyden önce partimizin her üyesi ve sempatizanı yayınlarımız için haber ve bağış toplayıp merkeze iletmeyi, yayınlarımızı olabildiğince geniş emekçi kitlelerine dağıtmayı, devrimci mücadelenin, ajitasyon – propaganda – örgütlenme biçimindeki temel ödevi olarak uygulamayı günlük iş edinmelidir. Yayın dağıtılan çevre içinde sürekli olarak yeni sempatizanlar kazanmak, bunlarla yeni kümeler oluşturmak, yayına dayalı tartışma ve açıklamalarla üye ve sempatizanlarımızın ideolojik düzeyi ve siyasi etkinliğini artırmak, dağıtımla ajitasyon – propaganda ve örgütlenme çevremizi düzenli olarak genişletmek ve bunda giderek hız kazanan bir gelişme sağlamak en önde gelen çabamız olmalıdır. Bütün yerel hücrelerimizde her üye yoldaşımızın yayın dağıtarak yapacağı ajitasyon – propaganda – örgütlenme çevresi ayrı ayrı belirlenmeli, kendisine yayın verilecek kişiler, dağıtım yapan üyelerce tek tek saptanmalıdır. Yerel hücrelerdeki her üyemizin her gün yapacağı biçimde yayına dayalı ajit – prop – örgütleme eylemleri, HÜCRElerin sürekli ÇALIŞMA PROGRAMLARI ile düzenlenerek ve her OTURUM’da üyelerin tek tek verecekleri RAPORlar değerlendirilerek yürütülmelidir.

Devrimci mücadelede duraklamak, hatta yavaş ve aynı hızda kalacak bir gelişme ile yetinmek, gerçekte yenilmek, yok olmağa mahkûm olmak demektir. Kapitalizm varlığını sürdürmek için nasıl sürekli olarak öncekinden daha fazla bir ”genişletilmiş yeniden üretim” yapmak zorunda ise, devrimci hareket de en kötü koşullarda bile durmaksızın büyümek zorundadır. Fransız burjuva devrimcisi Robespierre ”İleri, her zaman ileri, hiç durmayalım yoksa düşeriz!” sözü ile bu gerçeği vurgulamıştır. Bugün içinde bulunduğumuz koşullar, etkinliğimizi yalnızca geliştirmeyi değil, bu gelişmeyi sürekli BÜYÜYEN BİR HIZLA sağlamamızı yakıcı bir zorunluluk olarak dayatmaktadır. Bu, varlık – yokluk sorunudur.

Devrimci mücadelenin kaçınılmaz sonuçları olarak partimizin sürekli kayıplara uğraması doğaldır. Sonucu belirleyecek olan, yitirdiklerimizden daha fazlasını kazanıp kazanamadığımız gerçeğidir. Yalnızca saflarımızda açılan gedikleri kapatmak için değil, savaş alanında çok daha ileri konumlara ulaşmak için mücadele etmeliyiz. Bu nedenle partimizin tüm yerel hücreleri, bu hücrelerdeki tüm üye yoldaşlar kendi çalışma alanlarında sürekli olarak olabildiğince daha fazla insanın parti çizgisine katılmasını sağlamaya çalışmalıdırlar. Bu konuda Lenin’in getirdiği parola sürekli gözönüne alınmalıdır: ”Bir yeraltı örgütünde başarının en büyük sırrı, mümkün olan herkesin yardımından yararlanmaktır.”

Özellikle faşist dikta koşullarında başlıca dayanağımız olan yayın çalışmasında, sürekli nesnel durumu zorlayan, daha hızlı gelişmeye yönelik bir mücadele ile, burjuvazinin teknik üstünlükten yararlanarak açtığı uçurumları aşabilir, faşizmle birlikte kapitalizmin de sonunu getirecek olan demokratik halk devrimi yolunda geniş kitleleri kazanabiliriz.

Ülkemiz devrimci hareketinin bolşevik ruhu taşıyan öncüsü olarak partimizin, Türkiye Komüniist Emek Partisi‘nin savaşçı geleneği, bu günkü engelleri aşacak güç birikimini yaratmıştır.

Bölüme ait diğer yazılardan!

HALEPÇE UNUTULUR MU!

HALEPÇE UNUTULUR MU! 16 Mart 1988 tarihi ve o tarihte yaşanan büyük Halepçe katliamı bizim …