Cumartesi , Ocak 28 2023
Home / Parti Yaşamı / NEBATİYE SAVUNMASINDA BİR TKEP’LİNİN NOTLARI / GEÇMİŞTEN GELECEĞE KKP – Parti Arşivinden

NEBATİYE SAVUNMASINDA BİR TKEP’LİNİN NOTLARI / GEÇMİŞTEN GELECEĞE KKP – Parti Arşivinden

__________________________________________
birlik yolu

BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN!..
_____________________________________________
Sayı: 21
Yıl: 2
Ekim 1982
____________________________________________

Lübnan Savaşı Ortadoğu Halklarının Kardeşliğini Pekiştirdi

Emperyalizm’in güdümündekı siyonizmin Lübnan saldırısıyla başlayan savaş Ortadoğu halkları arasındaki kardeşliği artırmış, pekiştirmiştir. Filistin ve Lübnan savaşçılarının ve halklarının kahramanca mücadelesinde, onlarla omuz omuza savaşan, silâh arkadaşlığı ve kader birliği yapan Türkiyeli, Kürdistanlı devrim savaşçıları bu kardeşliğin pekişmesinde önemli rol oynamışlardır. Verdikleri şehitlerin kanları, Filistin, Lübnan halkları ile dün DENİZ’lerin tohumlarını attığı bu kardeşliği ve birliği bölünmez şekilde perçinlemiştir.

Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimciler, komünistler savaşın ilk gününden beri FKÖ önderliği altında mücadeleye en ön cephelerde katılmışlardır. Şehitler, yaralılar, esirler vermişler; siyonizme önemli kayıplar verdirmişlerdir.

Savaşın gizlenmeye ve çarpıtılmaya çalışılan bu yönlerini belgesel olarak duyurmayı bir görev bilen gazetemiz bu sayısında bunları yayınlamaya başlıyor.

Aşağıdaki notlar savaşa Lübnan – İsrail sınır noktası olan NEBATİYE’de katılan TKEP’li bir savaşçının gönderdiği notlardan bazılarıdır.

Ayrıca proleter enternasyonalizminin en yüce örneklerinin yaşandığı bu savaşta, BEYRUT DİRENİŞİ’nde FKÖ yanında eylem birliği içinde yer alan güçlerin yayınladığı ortak bildiriyi sunmaktayız. (DDKD militanları bildiriye imza atmamakla beraber birlikte eylem birliği içinde yer almışlardır.)

Gelecek sayılarımızda BEYRUT’da savaşan yoldaşlarımızın daha ayrıntılı açıklamalarını yayınlayacağız.

birlik yolu
___________________________________________________________________________

NEBATİYE SAVUNMASINDA BİR TKEP’LİNİN NOTLARI

”Yoldaşlarla görüştükten sonra ben kendi mevziime çekildim. Ertesi gün sürekli hava saldırılarıyla başladı. Kalenin dışında ve ön saldırı mevziindeydim, bunun için 3 gün süren bu hava saldırılarında her bombardımanın kaldırdığı taş, toprakla, gülleler yanımıza kadar geliyordu. Hava saldırısında yanımızdaki cephenin mevzileriyle, bizim mevziler hedef alınmıştı.”

……

”Savaşın 4. günü İsrailin, Ketayiplerin (Lübnnan’ın faşist güçleri – b.n) bulunduğu taraftan da karadan saldırıya geçtiği telsizle bildirilerek hazır olmamız istendi. Tanklar artık kaleye (ARNON KALESİ – b.n) doğru ilerliyordu. Kaleye büyük bir saldırı başlattılar. Kale, uzun bir zaman top sesleri ve dumanları arasında kaybolmuştu. Atılan bombalar, genellikle SALKIM BOMBALARIydı. – İŞTE BU ARADA ONLARCA FEDAİ İLE BİRLİKTE, BİZİM 3 YOLDAŞIMIZ DA KALEDE ÇARPIŞARAK ŞEHİT DÜŞMÜŞ – Bizim taraftaysa düşman güçlü bir top ateşine tutularak, bir kaç saat içinde büyük kayıplara uğratıldı. Geri çekilmek zorunda kaldılar. Nehirin öbür tarafında beklediklerini telsiz vasıtasıyla işittik. Bu süreye kadar da bizim güçlerce 3 Fantom ve 3 helikopter olmak üzere 6 İsrail uçağı düşürülmüştü. Uçaklardan biri bizim 150 – 200 metre yan tarafımıza düştü. Pilot paraşütle atlayarak, teslim oldu.”

……

”Biz onüç, ondört gerilla dağdan Nebatiye’ye geçmeyi kararlaştırdık. Ve yola koyulduk, bu ara saat 4’ü geçmiş, sabah sayılabilecek bir aydınlık olmuştu. Dağda ilerlerken Nebatiye’ye yakın bir yerde dağın yamacında, kayaların arasında Kleyşinli (Kalaşnikof) yaşlı bir adamın öfkeli bir şekilde şehre baktığını gördük. Yanına yaklaşarak kim olduğunu sorduk. Nebatiyeli olduğunu ve İsraillilerin şehri bastığında silahını alarak dağa çıktığını söyledi. Bizim komutan da ihtiyara bizimle gelmesini söyledi, o da kabul ederek bizimle geldi. Daha sonraları bu yaşlı adamın çok yardımını gördük. Nebatiye’nin tam karşısına geldiğimizde, düşman tanklarının Nebatiye’nin içini işgal ettiklerini gördük. Bizim komutan Nebatiye’nin içine giremeyeceğimizi, sayımızın da kalabalık olduğunu, ikiye ayrılarak gitmemiz gerektiğini söyledi. Zeytinlikler arasında ikiye ayrılarak biz 7 kişi olarak yola çıktık. Nebatiye’nin dış kenar mahallelerinden geçerek, şehir dışına çıktık. Burda bize, yolda katılan yaşlı adam klavuzluk yapıyordu. Bir vadiye girdik, iki dağ arasından geçerken sol tarafımızdan yamaçta iki gencin silahla beklediklerini gördük. Bizi çağırdılar, yanlarına gittik. Biraz su içtik, bizi mahzenlerine aldılar. Onların Suriye askeri olduğunu öğrendik, mahzenleri öyle yapılmıştı ki, – son derece geniş ve dağın altında kazılmış – uçak bombardımanının ve top ateşlerinin herhangi bir tesiri olmaz. Yemek isteyip istemediğimizi sordular. Biz çok acıkmıştık, ben yolda soğan bahçelerinden geçerken çekip çekip soğan yiyordum. O esnada soğanın acısını ve mide ağrısını hissetmiyordum bile. Biz aç olduğumuzu söyledik, önce çay yaptılar. Ama bardak bir tane olduğu için çayları teker teker içmek zorundaydık. Önce bir bardak bana verdiler, ikinciyi PKK’li arkadaş içti, üçüncüyü ihtiyar yoldaşa verdiler.

Nöbetçi çayını bitirmeden telâşla gelerek dışarı çıkmamızı söyledi. Biz silahlarımıza sarılarak dışarıda siperlere geçtik. Daha sonra İsrailli askerlerin yaklaştığını belirterek uzaklaşmamızı istediler. Suriyeli askerlerle beraber onların jiplerine binerek oradan ayırldık. Düşman güçleri yolların bazı yerlerini mayınladığı için çok dikkatli gitmek zorundaydık. Aksi halde mayının infîlâkına maruz kalabilirdik. Yol boyunca, gittiğimiz yoldan güneyden geri çekilen fedai kafileleri de geçiyordu. Ben jipin arka penceresinden sürekli geçen kafileleri gözlüyor, yoldaşları arıyordum. Bir kafilede üç yoldaşı görür görmez şoföre hemen durmasını söyledim. Araba durur durmaz fırlayarak yoldaşlarla birbirimize sarıldık. O an bizde bir sevniç, bir heyecan vardı ki anlatamam. O savaşın vermiş olduğu sıcak hava ve kurtulan yoldaşların olması insanı ister istemez bir sevinç havasına sokuyor. Sonra bir taraftan yola devam etmeye çalışıyor, bir taraftan da başımızdan geçenleri birbirimize anlatıyor, diğer yoldaşlardan da haber alabilmenin çarelerini arıyorduk.”

……

”Daha sonra Reyhanlı denilen kazaya ve oradaki Filistin mektebine (bürosuna – b.n) gittik. Diğer yoldaşlardan haber almak istiyorduk. Çünkü biz sadece 4 kişi kalmıştık, diğer yoldaşlardan kurtulanlar kimler? Yaralı veya esir mi düştüler, veya diğer 3 yoldaşımız gibi şehit mi düştüler? Yoldaşların bölgeyi bilmemeleri, hele çoğunun dil bilmemeleri bizi daha da endişelendiriyordu. Mektep sorumlusuyla görüşerek Türkiyeli ve TKEP’li olduğumuzu, diğer arkadaşlarımızı almak istediğimizi Tarzanca anlatmaya çalıştık. Komutan başka bir Türk daha olduğunu, onu çağırıp konuşalım, diyerek diğer odaya gitti. Az sonra kendisiyle gelenin … yoldaş olduğunu görünce şaşırarak boynuna sarıldık.”

……

”Yoldaşın bulunduğu siperin önüne tanklar iyice yanaştığında, artık orada canlı kimsenin olmadığını düşünmüş olacaklar. Bir tümseği çıkamayan tankın altına taş koymaya çıkmış olacak; 2 İsrail askeri tankın dışına çıkmış. Yoldaş İsraillileri Klayşinle taradıktan sonra, yanında yaralı yatan Lübnanlının üzerinden aldığı Çin yapımı el bombasını da tankın içine atarak, tankı da tahrip ettikten sonra geriye çekilerek kurtulmuş”

……

”Daha sonra biz 5 yoldaş olarak bölgedeki diğer kamplara uğrayarak yoldaşlardan haber almaya yöneldik. (…) Şehrin 3 km. kadar dışına çıkmıştık ki, uçaklar alçaktan uçmaya başladılar. Biz hemen araziye uyduk, daha sonra kalkarak 15 – 20 m. ara ile tek sıra halinde süratli ve dikkatli bir şekilde yürümeye başladık. Bir hayli ilerledikten sonra yeniden yola koyulduk. Daha 1 km. ilerlemeden iki uçak oturmuş olduğumuz yere daldı, bombalamaya başladı. O an orada oturmaya devam etseymişiz, bu satırları yazmak mümkün olmazdı herhalde… Yürüyüşe, mümkün mertebe uçak veya top atışlarında sipere geçebileceğimiz yol kenarından veya ağaçlığa, kayalığa yakın yerlerden devam ettik.”

……

”Çeşitli yerlere uğrayarak, bombardımanlar altında ŞATURA’ya geldik. (…) Orada kaldığımız ilk iki günde hayat normaldi. Üçüncü gün İsrail uçakları gelmeye başladı ve üç, dört kez şehri bombaladı. Dördüncü gün İsrail uçakları yine geldiler, biz diğer fedailerle birlikte intişara (siper olacak yerler – b.n) çıktık ve sürekli intişarda kaldık. O gün İsrail uçaklarından 17 tanesi Suriye güçlerince SAMlarla düşürüldüler. Fakat İsrail uçakları devamlı geliyordu. Siyonistlerin uçaklarının düşürülmesine bayağı seviniyorduk; hele şehir halkının, çocukların, kızların, gençlerin, yaşlıların sevinçlerine diyecek yoktu. Her uçak gelişinde halk ”Nerede SAMlar, haydı SAMlar, sizi görek” diye bağırışıp, sevinç içinde haykırıyorlardı. Evlerin balkonları ve üstleri insanla doluydu, koskoca şehirde evlerin içinde adam bulmak mümkün değildi.”

……

”Daha sonra, Şatura’dan ayrılıp diğer yörelere geçtik. Bu arada bir yoldaşımızı, Beyrut’ta olduğunu öğrendiğimiz bazı yoldaşlarla haberleşme için, gönderdiğimiz için yine 4 kişi kalmıştık. Jiple yola yola koyulmuştuk. İki uçak bizim arabaya saldırmaya başladı. Uçaklar tam isabet ettiremeyerek 40 – 50 metre kadar arkamıza vurdular. Daha sonra tekrar saldırdıklarında bu sefer de bomba hemen aynı uzaklıkta önümüze düştü. Bizim şoför arabayı var hızıyla araziye sürdü, neyse ki arazi düz olduğundan biz birbirimize çarpmamıza rağmen bir şey olmadı. Arazide şoför arabayı durdurur durdurmaz – ki bu arada uçaklar 30 m. kadar solumuzda araziyi bombaladılar- jipin arka kapısından tek tek atlayarak bir kaç sırayla az bir alanı kaplamış çamlıklara daldık. Çamlığın da her an bombalanma ihtimali olduğu için, yan taraftaki patates ekili tarlalara geçip, dallar arasına uzanarak kamuflaj olduk.”

……

”Tüm savaş boyunca şunlara tanık oldum: İsrail’in savaş politikası gerçekte yalnızca Lübnan’daki askeri noktaları tahrip etmek, FKÖ’nün askeri gücünü ezmek değil; aynı zamanda halka saldırmak, halkı kıyıma uğratarak sindirmekti. Savaşta İsrail siyonizminin saldırısına uğrayan her köy, kasaba ve şehirdeki binaların üçte ikisi top saldırısına maruz kalıyordu.

İsrail’in tüm savaş boyunca kullandığı araç ve gereçler ABD yapımı malzemelerdi. Yine ABD’nin teknik elemanları savaşı yönlendirmekteydi. İlk düşen uçaktan atlayan pilot Amerikalıydı. (…)”
___________________________________________________________________________

Türkiye ve Kürdistan Devrimcilerinin Ortak Bildirisi

Siyonist İsrail yönetiminin Filistin halkına yönelik son soykırım hareketi ve Filistinlilerin varlığını bahane ederek gerçekleştirdiği Lübnan işgali günbegün boyutlanarak devam ediyor. Siyonist saldırgan, ülke bütününü işgal etme ve yeni katliam tehditleri savurarak başta mazlum Filistin halkı olmak üzere tüm Lübnan’ı teslim almak istiyor.

Açıktır ki, bütün dünyaya meydan okunarak girişilen bu pervasız ve alçakça saldırının arkasında dünya halklarının baş düşmanı olan ABD emperyalizminin Ortaadoğu’ya dönük hesapları ve çıkarları yatmaktadır. Amerikan emperyalizmi ve bölge gericiliği, İsrail aracılığı ile Filistin devrimini yok etmek ya da hiç değilse Camp David vb. kendi seçeneklerini dayatmak istiyor. Bu arada bir oldu-bitti ile Lübnan’ı emperyalizmin bir üssü haline getirmeyi amaçlıyorlar. Reagan’ın Ortadoğu özel temsilcisi Philip Habib başkent Beyrut’ta kukla hükümet ve devlet modelleri ortaya sürüyor. Oyunlar kotarıyor, Lübnan halkının iradesi çiğneniyor.

Halkların yükselen devrimci mücadelesi karşısında nüfuz alanları giderek daralan ve bunalımdan başını alamayan emperyalist sistemin başı ABD, bilinen nedenlerle Ortadoğu’ya özel önem veriyor. Türkiye ve Türkiye Kürdistanı halklarına kan kusturan 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve dölgedeki daha nice komplolar bunu açıkça ortaya koyuyor. Filistin ve Lübnan halklarına yönelik son saldırı da dünya ve bölgemiz üzerindeki bu saldırgan politikanın bir parçası ve uzantısıdır.

Biz, aşağıda imzaları bulunan Türkiye ve Türkiye Kürdistanı’ndaki siyasal örgütler, emperyalist ve siyonist saldırıyı protesto ediyor, Filistin halkının tek ve meşru temsilcisi FKÖ önderliğinde bağımsız ve demokratik devletini kurma mücadelesini, şimdiye kadar olduğu gibi bundan böyle de savaş cephelerinde kalarak, bütün gücümüzle ve yürekten destekleyeceğimizi ilân ediyoruz. Kez’a, İsrail ordusunun Lübnan işgaline karşı, ”Emel”in de desteklediği Lübnan Vatan Hareketi önderliğindeki direnişle omuz omuza olduğumuzu da açıklıyoruz.

Ortadoğu ve dünyadaki bütün ilerici, demokrat ve sosyalist güçleri ABD ve İsrail saldırısına karşı, Filistin ve Lübnan halklarının haklı davasını aktif olarak desteklemeye çağırıyoruz.

Amerikan emperyalizmi, İsrail siyonizmi ve bölge gericiliğinin planları boşa çıkartılacak, Filistin ve Lübnan halkları kazanacaktır. Buna inancımız tamdır.

12 / 6 / 1982

KUK, TKP(B), THKP-C (Acilciler), TEKOŞİN, PKK, TKEP, DEV – YOL, EMEĞİN BİRLİĞİ, KURTULUŞ, MLSPB
___________________________________________________________________________

Bölüme ait diğer yazılardan!

KİMYASAL SİLAH KULLANAN FAŞİST TC DEVLETİNE KARŞI HEP BİRLİKTE SESİMİZİ YÜKSELTELİM !

KİMYASAL SİLAH KULLANAN FAŞİST TC DEVLETİNE KARŞI HEP BİRLİKTE SESİMİZİ YÜKSELTELİM ! Sömürgeci Türk devletinin …