Perşembe , Aralık 1 2022
Home / Güncel / KKP PROGRAM TASLAĞINA ÖNERİLER VE ELEŞTİRİLER! ROSA ÖZGÜR

KKP PROGRAM TASLAĞINA ÖNERİLER VE ELEŞTİRİLER! ROSA ÖZGÜR

KKP PROGRAM TASLAĞINA ÖNERILER VE ELEŞTİRİ
Gerekçenin içeriğini beş bölmeye ayırdım ve toparladım: 1. ilk cümle, 2. tarihsel durum, 3.
güncel durum, 4. çözüm, 5. çözüme giden yol.
Bu değinilen noktalarda görüyorum ki, gerekçe bölümü programın kısa ve net, güzel bir özeti
olmuş.
Sadece –hem programda hem gerekçede- tarihsel durum büyük bir yer kaplıyor. Fakat gerekçenin
güncelliği söz konusu. Eğer güncel gerekçelerimiz olmasaydı, Ekim 2019 imzalı bir program
taslağımız olmazdı. Ekim 2019’daki gerekçelerden söz edilmesi gerekiyor; onlar gölgede ve küçük
kalmış. 2. Paragrafta “Kürdistan devletler haritasına dahil olması engellenmiş, bütünlüğü
parçalanmış, esaret altındaki sömürge bir ülkedir.” cümlesi güncel durumdan bahsetse de, bu
durumun; tarihsel süregeliminin açıklanması kadar, günümüzdeki şekli ve şiddetinin de açıklanması
gerekiyor. Ve ayrıca bu ikisinin en azından aynı orantıda olması gerekiyor. .
Eğer aynı sorunları yaşamıyorsak, fakat bu yeni sorunlar da aynı tarihsel sebeplerden
kaynaklanıyorsa ve aynı sistemin ürünü, fakat 21. yüzyılda yeni ortaya çıkan sorunlar ise, bu
yenilikleri de göz önünde bulundurduğumuzu göstermemiz gerekir. Bu noktada önerilerimi, ileride,
programın içeriğinden somut olarak örneklendirerek sunacağım.
1. İlk cümle: “Ülkemiz Kürdistan’dır, ulusumuz Kürt Ulusu’dur, dilimiz Kürtçe’dir, partimiz
KKP’dir.”
Gerekçe, çözüm, çözüme giden yol… Bu cümle herşeyi özetliyor ve aynı zamanda isyan ediyor.
Bizim için kabul edilemez olan şey nedir; bunun yerine ne istiyoruz; ve bunu nasıl istiyoruz…
Hepsini içerisinde barındırıyor. Yani ülkemiz, ulusumuz, dilimiz yok ediliyor ve yok sayılıyor; fakat
yok edilemez, yok sayılamaz; ve bunlarla mücadele etmenin en iyi yolu da KKP’dir.
Buna ek olarak; cümlenin programın ilk cümlesi oluşu da KKP’nin net bir duruşu olduğunu,
anaçizgilerini gösteriyor ve böylece mücadelenin KKP ile birlikte olması gerektiğinin tekrar altını
çiziyor; “net duruş bende, net çözüm bende” diyor.
Parti dışı bir perspektifle bakacak olursak: Bu cümle sorunumuza ve çözümümüze benzer bakış
açısıyla bakan insanlarda programa ve dolayısıyla KKP’ye karşı sempati uyandıracaktır. Sorunu ve
çözümünü net göremeyenlerde merak; net bir duruştan korkanlarda, yumuşaklıkta, arabuluculukta
ise antisempati uyandıracaktır. Fakat böyle temel insan hakları meselelerinde yumuşaklığı tölere
etmeyişimiz doğru olandır. Antisempatiyi ve bundan dolayı belki de uzun süreler boyunca KKP’nin
üyelerinin az sayıda oluşunu, doğru olanı yapmak adına göze almak gerekir. Taleplerimiz insanidir
ve bu yüzden tartışmaya açık değildir veya yumuşatılamaz.
2. 20. YY’ın sonlarına kadar tarihsel süregelimin kısa özeti: ezilen millet, yağmalanan ülke,
soykırımlar vb.
Kürt Ulusu olarak tarihimizin gerçeklikleri ve gerekçemiz açısından öneminden şüphem yok. Fakat,
genel olarak, yani hem gerekçe bölümünde, hem de programda, “sömürgeci, şöyle de hain, böyle de
kalleş, bu taraftan bakınca da hala durum kötü” gibi içeriği olan terimler ve cümleler tekrarlanmış.
Bu sadece tarihimizi ortaya dökmek için ise, bazı yerler kısaltılabilir. Bu tekrarlar yanlış
algılanmamıza da yol açabilir: Ajitasyon yapmaya çalıştığımızı veya çözüm önerimiz zayıf kaldığı
için siyasi laf kalabalığı yaptığımızı düşünenler olabilir. Kültür pesimisti olduğumuzu
düşünülebilirler veya daha da kötüsü, durum bu kadar vahim ise, çözüm bulunacağından şüphe
duyabilirler. Bazı şeyler vurgulanmak için de tekrar edilir, yani bunu bir edebiyat taktiği gibi
düşünebiliriz. Fakat bence programımız üzerinden böyle vurgular yaparak bilinçlendirme hedefimiz
olmamalı. Belki daha önce hiç devrimci bir hareket olmamış olsaydı, KKP tarihte bir ilk olsaydı,
bunu yapmak isteyebilirdik. Bilinçlendirme amaçlı gerekçelerimizi uzun uzadıya anlatabilirdik
programda. Fakat bugün KKP programını eline alan birisinin beyninin yıkanmış olması, gerçek
tarih hakkında bir şey bilmemesi neredeyse mümkün değil. Programı eline aldıysa, en azından
birşeyler öğrenmiş demektir. Tarihimizi ve gerekçelerimizi detaylandıran kaynaklarımızdan sunarız
o zaman. Programda detaylandırmamıza veya tekrar tekrar belirtmemize gerek yok diye
düşünüyorum. Elbette KKP Kürt Tarihinde bir bakımıyla ilktir. Ve bu -bizi diğer partilerden farklı
kılan- özelliklerimizin altını çizmek gerekir. Ama zaten ilk cümlemizde de, gerekçelerimizle de,
çözüm önerilerinde de farkımızı belli ediyoruz.
Bu yüzden, o insanı karamsarlığa itebilecek gerekçelerin -bilinçlendirme çalışmaları hariç- dile
getirilmesini onaylıyor, tekrarlanmasını onaylamıyorum.
3. Mevcut durumun kısa özeti, 3 cümle: 2. paragraftaki cümle- sondan 2. paragraftaki cümle -“Ancak 20. YY’ın son iki on yılından itibaren milli kurtuluş mücadelemizde bir yeniden doğuş
dönemi” – son paragraftaki cümle “Ülkemizde ulusal ve sınıfsal çelişkiler, artık geri
döndürelemez bir biçimde şiddetlenmektedir.”
Özgürlük ateşinin gür ve gürbüz biçimde tekrar canlandığından söz ediliyor. Fakat buna rağmen
hala sorunlarımız var. “O zaman neden hala bunlarla uğraşıyoruz?” diye bir soru ortaya çıkıyor ve
bu sorunun cevaplanması gerekiyor. Bu konuda üç önerim var:
1. “…özgürlük ateşi gür ve gürbüz bir biçimde tekrar canlanmıştır.”dan sonra,“Buna rağmen”
diyerek veya benzer bir girişle bir kaç cümle ek yapmak. Eğer bunu yaparsak, “buna rağmen”
dersek, mevcut devrimci hareketin yetersizliğini de belirtmiş oluruz; hala çözüme ulaşamamış
oluşumuzun asıl sebebinin bu yetersizlik olduğunu söylemiş oluruz. Dolayısıyla bugüne kadar
ulusal devrimci hareketin öncülerinin yerine KKP’nin öncülük etmesi gerektiğini de söyleriz.
2. Çelişkilerin şiddetlenmesini ve bu yüzden mücadelenin günümüze dek devam ettiğini açıklamak,
devam etmesi gerektiğini vurgulamak. İkinci versiyonda: “Hala sorunlarımız olmasının asıl sebebi
devrimci hareketin “keyfi” bir yetersizliği değil, sömürgeci devletin şiddetini arttırışının bir sonucu
olarak yetersiz kalmasıdır” demiş oluruz.
3. Bence günümüze dek sorunlarımızın çözülmemesinde ikisinin de payı var: hem devrimci
hareketin yetersizliği hem de sömürgeci devletin şiddeti. Bu yüzden üçüncü ve şahsen en uygun
gördüğüm öneri, her ikisini de belirtmektir. Örneğin: “…küllendi sanılan özgürlük ateşi gür ve
gürbüz biçimde tekrar canlanmıştır. Buna rağmen mevcut durum şöyle şöyledir, yani sorunlarımız
devam etmektedir, çünkü aynı zamanda çelişkiler şiddetlenmektedir ve sömürgeci devlet şöyle
şöyle farklı taktiklerle saldırıyor.”
Tarihsel ve güncel gerekçeleri dengede tutmak için, bu ikisini birarada, ardarda belirtebiliriz.
Tarihsel belirli bir durumdan bahsettikten hemen sonra, bu durumun güncelliğini koruduğunu veya
şekil değiştirmiş fakat şu şu şekillerde günümüzde de mevcut olduğunu, kısa eklemeler yaparak
söyleyebiliriz. Örnek, 4. paragraf: “ulusal, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmesi engellenmiştir…
ve günümüze dek engellenmeye çalışılmaktadır.” veya katliamlardan bahsettikten sonra Afrin ve
Rojava gibi güncel örnekler. Böylece tarihle günümüzün bağlantısını da kurmuş oluruz, günümüz
sorunlarının tarihten bağımsız olmadığını göstermiş oluruz.
4. Çözüm: Ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelesi ve devrimi
Mevcut durumun çözümü budur. Sorun sistemdir; ortadan kaldırılmalıdır. Başka yol yoktur. Nokta.
5. KKP’nin çözüme giden yolda kılavuzluk görevi – Son cümle “Neden KKP” sorusuna cevap
oluyor
KKP’nin diğerlerinden farkının altı çizilmiş, hem de tam yerinde ve zamanında. Programı dışardan
birinin okumasına devam etmek için iyi bir motivasyon olmuş.
Gerekçe bölümüne gerekli gördüğüm ek:
Bu tarihimizde ve günümüzde karşılaştığımız sorunların kabul edilemezliğinin teorik boyutu, bir
çıkış noktası var ve buna değinmemiz gerekiyor:
1. Her canlı, her insan yaşamayı hak eder. Bu hak sonradan kazanılmaz, şart ve koşullara tabii
tutulamaz. Dolayısıyla sayfa 19’da, 9. Bölüm Ulusal Kuruculuk ve sosyalizmin inşası A-5 kısmında
belirtildiği gibi, idam cezasının kaldırılması doğru bir çıkarımlama olmuş.
2. Her insanın yaşamaya hakkı olduğu gibi, özgürce, kendi bağımsız iradesiyle verdiği kendi
kararları doğrultusunda yaşamaya, yani özgür yaşama da hakkı vardır. Bu yüzden psikolojik
şiddetten söz edebiliyoruz. Sadece bedenin özgür olması yeterli değil. Düşüncenin de özgür
olmasıyla ancak özgür bir yaşam gerçekleştirilebilir.
Bu iki temele dayandırarak gerekçelerimizi sunarsak sadece Kürt ulusu için değil, özgürce yaşamı
hak eden bütün insanlar için de mücadele verdiğimizi göstermiş oluruz. Enternasyonalizm
politikamızın açılımına da katkısı olur.
2. DÜNYA DURUMU 3. TÜRKİYE 4. KUZEY KÜRDİSTAN (ek olarak 6. Kuzey
Kürdistan’da azınlık halklar, diller, inançlar, kültürler ve 9. Ulusal Kuruculuk ve
sosyalizmin inşası)
Bu üç bölüm hem tarihsel, hem de güncel durumu ve sorunlarımızı anlatıyor. Gerekçe bölümünde
değindiğim noktalar geçerli. Bunlara ek olarak şunu söyleyebilirim:
Tarihi ve güncel durumu programımız ırkçılık, milliyetçilik, sömürgecilik ve ekonomik bağımlılık
üzerinden aydınlatıyor. Bunlardan kesinlikle bahsedilmesi gerekiliyor, fakat sorunlarımız bundan
ibaret değil. Bir Kürt sistem tarafından eziliyor. Bir Kürt kadın iki kat daha çok eziliyor. Bir Kürt
trans kadın dört kat daha çok. Bir Kürt trans ve seks işçiliği yapan bir kadın sekiz kat daha çok.
Eğer bu kadın bir de aile kurmak isterse, bilmem kat daha çok. Ve bütün bunlar politik sorunlardır.
İnsanlar sadece ırkçı, milliyetçi, ekonomik sebeplerle dışlanmıyor, katledilmiyor. İnsanlar
cinsiyetinden dolayı, cinsel yöneliminden dolayı, inancından dolayı veya en basitinden karşıt
düşünce sahibi olduğu için katlediliyor.
Ulusal Kuruculuk ve Sosyalizmin İnşası bölümünde (9. bölüm) acil devrim programında (Sayfa 17,
A-3-c) şöyle diyor :“Kürdistan yurttaşı olan herkese ırk, cins, dil, din ayrımı yapılmaksızın düşünce,
inanç, söz, basın, örgütlenme, gösteri, seyahat ve ikamet özgürlüğü tam olarak sağlanacaktır.” Irk,
dil ayrımının nasıl yapıldığını, Kürt halkının ekonomik olarak nasıl sömürüldüğünü açıkladık. Bu
yüzden acil program maddesinde neden yer aldığını anlayabiliyor okur. Fakat diğer noktalara
değinilmiyor. Antiemperyalist mücadelenin gerekliliği uzun uzun anlatılırken, antiseksist veya anti
homofobik mücadelemizden bahsedilmiyor.
Öncelikle Kürdistan’ı Kürt halkına indirgemeyen 6. Bölümün -“Kuzey Kürdistan’da azınlık halklar,
diller, inançlar, kültürler”- programda yer almasını değerli buluyorum. Fakat bölümün içeriğine
bakacak olursak başlık yanlış. “Kuzey Kürdistan’da azınlık halklar VE BU HALKLARIN dilleri,
inançları, kültürleri” olması gerekiyordu. İnanç, düşünce, kültür ayrılıkları ve oluşabilecek sorunlar,
farklı halkların biraraya gelmesinin sonucu olarak ele alınmış. Aynı halkta, bilakis kendi
toplumundan dışlananlar ne olacak? Toplumsal normlara uymadığı için katledilen yok mu şuan? Ya
da bütün o ayrımcılıklardan dolayı, toplumdan dışlanmaktan dolayı, intihar edenler, bu politik bir
sorun değil mi? Sistematik psikolojik bir şiddetin sonucu değil mi? Peki KKP’nin öncülüğünde
gerçekleşen devrimden sonra, geçiçi hükümet ve sonra ulusal meclis sayesinde; örneğin
homoseksüeller özgür olabilecek mi, sokaklarda elele tutuşabilecek mi, evlenip çocuk sahibi
olabilecek mi?
Sayfa 21, 9. Bölüm “C- Uluslar ve topluluklar sorununun çözümü; inanç ve ibadet özgürlüğü”. Bu
kısım da sanki “Aynı halktan insanların kendi aralarında tek sorunu inanç farkı” demek istiyor.
Başlıktaki “topluluklar sorunu” aslında iyi bir başlangıç olmuş. Fakat topluluklar sorunu ya ayrı bir
bölüm olmalı, ya da 6. bölüme eklenmeli. Sonuçta cinsel yönelim özgürlüğü de inanç ve ibadet
özgürlüğüyle aynı derecede aciliyeti olan bir taleptir.
Norma uymayan insanların haklı taleplerine karşılık olabilmeliyiz. Çünkü benim bildiğim
komünizm, kimseyi dışlamayan ve dışlanılmasına göz yummayan, tam aksine insanlar arasındaki
farklılıkları çeşitlilik, renklilik, şans olarak gören bir ideolojidir. Eğer bu insanlararası farklılıklar en
azından saygıyla karşılanmıyorsa, o zaman norma uymayan herkes -karnı tok da olsa, kendi dilini
konuşabiliyor da olsa- toplum içerisinde yer edinemez ve psikolojik şiddete maruz kalır. Kabul
görme arzusuyla özgürlüğünden ödün vermek zorunda kalır. İnsan özgürlüğünün tanımının bu
bağlamda genişletilmesini ve bunun da programa yansımasını talep ediyorum. Fakat çeşitliliğin
sınırlarının olmadığı, insan haklarıyla ilgili kaynakların da sadece bir kısım çeşitlilikten yola
çıktığını bilmemiz gerekir. Biz programımızda şuanki toplumumuzun en çok sorun yarattığı
normlara odaklanalım. Bu sorunlardan halihazırda örnekler verdim ve başka örnekler vereceğim.
Fakat bunun yanı sıra -kapsayıcı olmak için- bütün çeşitliliklerin kabul gördüğünü ek olarak
belirtmek gerekiyor.
Komünizmde bazılarının daha özgür olma ihtimali yok, olmamalı. O zaman sistemde bir hata var
demektir. Herkesin farklı ama herkesin eşit olacağını, herkesin özgür ama başkalarının özgürlüğüne
duyarlı olacağını garanti edemesek bile, oluşturduğumuz sistemle hedef haline getirmemiz gerekir.
Yani aslında sistemimizin asıl hedefi yasalarıyla, yönetimiyle toplumuna yardımcı olmak ve bu
yardımla birlikte ve akabinde insanların kendi kendilerine ve çevrelerine yardımcı olmasını
sağlamaktır. “Hilfe zur Selbsthilfe” diyebiliriz. Ve aslında sistemin, yönetim ve kontrolün asıl
hedefi, kendi kendini fuzuli hale getirmek olmaktır.
5. ULUSAL VE TOPLUMSAL KURTULUŞ YOLU, 7. ÜLKEMİZİN DİĞER
PARÇALARI VE DÜNYAYA DAĞILMIŞ KÜRTLER, 8. TÜRKİYE KESİMİNDE
YAŞAYAN KÜRTLER
Bu üç bölüm için program hakkında yaptığım genel eleştiriler geçerlidir.
9. ULUSAL KURUCULUK VE SOSYALİZMİN İNŞASI
Doğanın korunmasına yönelik iki çıkış noktası var ve bu yüzden iki yerde ayrı ayrı doğadan
bahsedilmiş.
Bir kere D-Ekonomik Alanda Ulusal Kuruculuk Sayfa 23’te 11. kısım 3. paragraf, 3. satır:
“korunacak; kamu yararına değerlendirilecek.” Doğaya bu ekonomik bakış açısını şöyle kabul
ediyorum: Kürdistan doğadan kopmayacak, şehirlerden, metropollerden oluşmayacak ve doğanın
içerisinde yaşamını sürdüren insanlardan oluşacaksa; elbette yaşam alanımız olduğu için doğadan
yararlanıyoruz demektir. Burda çıkış noktasını önemsiyorum. Çünkü eğer doğal ortamda
yaşamadığımız halde doğadan yararlanıyorsak, bu faydacılıktır ve doğa sömürüsüdür.
İkinci kere doğadan Sayfa 30’da, enternasyonalizmden hemen önce bahsediliyor: Doğal çevrenin,
tarihi ve kültürel değerlerin korunması. Kısmen doğaya özel bir bölüm açılması, gerekli ve yerinde
olmuş. Ayrıca Kürdistan’daki durumun yanı sıra; “uluslararası kararlara uyulacak ve başkalarının
uymasına titizlik gösterilecek” olduğunu belirtmesi ve doğa sorununun tüm dünyadaki önemine
değinmesi çok güzel. Bu cümleden önce veya kapitalizmi anlatan bölümde güncel ekolojik
tehditlere, iklim değişiklerine ve dünya çapındaki iklim grevlerine değinen bir cümle daha
kurulabilir. Böylece titizliğimizin gerekçesini de söylemiş oluruz. Son cümlede “KKP; bilim ve
tekniğin, doğal zenginliklerin hiç kimsenin özel tasarrufu ve keyfi kullanımı altında olamayacak
ortak zenginlikler olduğunu kabul eder” diyerek insanmerkezci düşünce yapısına karşı çıktığı
söyleniyor. Harika! İnsanmerkezci demişken hayvanlar konusuna geçmek istiyorum.
Hayvanlar doğanın bir parçası olmasına rağmen “doğal çevrenin korunması” başlığının altında söz
edilmemiş. Sadece bir kere, yine Sayfa 23’te D) ekonomik alanda ulusal kuruculuk 11. kısımda
kısacık bahsedilmiş, son paragraf: Önce hayvancılıktan sonra hayvan haklarından bahsediliyor.
Tıpkı bizim gibi sinir sistemleri olan, acı çekebilen, kendine has kültürleri ve dilleri olan bir türdür
hayvanlar. Peki bir canlıdan yararlanıp, aynı zamanda haklarını savunmak mümkün müdür? Bu
ayriyeten tartışılması gereken bir çelişki.
Hayvanları insanlardan daha aşağıda ve dolayısıyla onlardan faydalanılabilecek canlılar olarak
görmek türcülük ve insanmerkezciliktir. Bu bağlamda çeşitli etik yaklaşımların, veganizm ahlâkının
araştırılmasını ve insanmerkezcilikten uzaklaşılmasını öneriyorum. Acil öneri olarak da;
hayvancılıktan söz ediliyorsa madem, ayrı bir bölümde hayvan dostlarımın haklarının hayvancılığa
rağmen nasıl gözetileceğiyle ilgili bir kaç açıklayıcı cümle talep ediyorum. Hayvanlar ekolojik
dengede ve dolayısıyla insanlar için de çok değerli. Her halükarda hayvanlara özel ayrı bir
paragrafın olması gerektiğini düşünüyorum.
Sayfa 27, F- Kadınlar ve çocuklar. Öncelikle kadınların ve çocukların aynı bölümde yer almasını
doğru bulmuyorum. Bir çok sebepten dolayı:
Kadınlar ve çocuklar farklı jenerasyon ve yaş gruplarını temsil eder. Bu yüzden kadınlar ve
çocukların düşünceleri, duyguları, kaynakları, sorunları, tehlikeleri ve bu sorunlarıyla ne ölçüde tek
başına başa çıkıp çıkamayacağı önemli farklılıklar gösterir. Aslında bu anlamda kadın ve çocuğu
aynı bölümde işlemek kesinlikle uygun değildir. Eğer bu gene de yapılmışsa, kadını ve çocuğu
birbirinden ayıramayan düşüncenin ne olduğuyla ilgili sorgulama yapmak gerekir.
Birinci aklıma gelen ihtimal, kadının varlığının çocukla, çocuğun varlığının kadınla mümkün
olduğu varsayımı. Yani bir kadının toplumsal algılayışta, ancak anne olduğunda “gerçek bir kadın”
olması. Bu normatif bir varsayımdır ve doğru değildir. Aile kurmayı tercih etmeyen kadınlar vardır,
olacaktır ve kadınlar çocuklardan ayrı bir bölümde işlenmelidir.
İkinci aklıma gelen ihtimal ise, kadınların tıpkı çocuklar gibi “az gelişmiş” varsayılması. Ve
maalesef bu ikinci ihtimalle ilgili bir ipucuna da rast geldim. Sayfa 27, 3. paragrafın ilk cümlesi:
“Kadınların sosyal, siyasal ve kültürel gelişmeleri için…” Evet, kadınların belki de gelişemediği
alanlar vardır. Fakat kadınların bu eksikliğinin sebebi kesinlikle kadın olmalarından dolayı değil;
ataerkil düşünce, patriyarka ve bunun sonucu olarak fırsat eşitsizliğinden kaynaklanır. “Gelişmeleri”
kelimesinin derhal kaldırılmasını talep ediyorum. Bu kelimenin yerine ise; sosyal, siyasal ve
kültürel alanda kadınların kendilerini gerçekleştirebilmeleri için fırsat eşitliğinin sağlanacağının
belirtilmesini öneriyorum. Kadının savunmasızlığı veya “azgelişmiş” oluşu, sadece ve sadece,
kadının toplumsal rolü, toplumdaki pozisyonu ve patriyarkal sistemden, ikinci cins oluşundan
kaynaklanır.
Kısacası “kadının doğası” diye bir şey yoktur. Annelik de, kırılgan çiçek benzetmesi de toplumsal
yargılardır. “Kadın – erkek ayrımı tüm alanlarda ortadan kaldırılacak” diye başladıysak, o zaman
kadın-erkek ayrımını yapmadığımızı, programımız, bu konuyu ele alış tarzıyla gösterebilmelidir.
“Kadın-erkek ayrımı” kalıbının yerine cinsiyet ayrımı veya cinsiyetçilik denmesini öneriyorum.
İkili cinsiyet düzeni ve feminist teori ile ilgili araştırmalar yapılıp, bu konuda eksikliklerimiz
giderilmelidir. Bu iki cinsiyetle de kendini tanımlamayan cinsler vardır. Onların da seksizmin ve bu
ikili cinsiyet sisteminin hüküm sürdüğü toplumların kurbanı olduğu doğrudur.
Kadınların bölümüne ek olarak yukarıda da birkaç kere belirttiğim nedenler dolayısıyla LGBTİQ
insanlarla ilgili ayrı bir paragraf hatta ayrı bir bölüm oluşturulmasını uygun buluyorum.
“Çocuklar Kürdistan’ın en üstün değeri ve geleceğidir” demişiz. Fakat bu söyleme göre çocukların
programda daha büyük bir yer kaplaması gerekirdi. Bir sonraki bölümde (sayfa 28 G- Dil kültür
eğitim ve öğretim) çocukların eğitiminden bahsediliyor. Fakat çocukluk okul eğitiminden ibaret
değildir. Ayrıca eğitim sisteminde ders programının tam olarak nasıl olacağı da açık kalmış. Bu
noktadaki çözüm önerilerimizi neden daha açıklayıcı bir biçimde sunmuyoruz?
Şuan çocukluk araştırmalarındaki geçerli olan konsept “özne olarak çocuk”tur. Hem F bölümü 16
kısmında hem de G bölümü 17 kısmında çocuktan özne olarak bahsedilmiyor. Biz yetişkinler,
yasaları çıkaran ve uygulayanlar, aileler; çocuk olmadığımız halde, çocuklar hakkında en iyisini
bilirmişiz gibi konuşuyoruz. Onları, kendi düşünceleri ve ilgi alanları olan özneler olarak görmek;
onların perspektiflerini de çocukluk araştırmalarına ve dolayısıyla çocuklarla ilgili alınması gereken
önlem ve kararlara yansıtma gerekliliğimizi ortaya çıkarır.
Bunun dışında; çocukluk ve gençliğin aynı başlık altında buluşabileceğini düşünüyorum. Gençliğin
de kendi dönemine has özellikleri vardır ve bunları göz önünde bulundurmamız gerekir. Blue
çağında ve kimlik krizi döneminde gençlere, bu dönemleri kolayca atlatabilmeleri ve kişisel
gelişimlerini sağlayabilmeleri için imkân ve olanaklar sunulup, gerekli düzenlemelerin yapılması
gerekiyor. Örneğin gençlere ve genç adaylarına okullarda duygusal, psikolojik ve cinsel eğitim
sağlamak, hem o dönemde hem de bütün hayatı için iyi etkileri olabilecek bir düzenlemedir.
G- Dil, kültür, eğitim ve öğretim
Eğitimde çocukların kendi kişilik ve ilgi alanlarına yönelik özgürlüklerin ve imkânların
sunulacağını belirtmemiz gerekir. Çünkü çocukların kendi eğitimini, öğrenim sürecini belirlemeye
hakkı vardır. Her ne kadar toplumsal olgulardan daha uzak olsalar da, neyi isteyip istemediklerini
çok iyi bilir çocuklar ve bu anlamda karar verme hakkına sahiptir. Eğitim sisteminin örneğin
ekonomik açıklıklar sebebiyle çocukları belirli bir mesleğe yönlendirmek veya sistemi meşru
kılmak gibi bir hedefi olmamalı. Bunun böyle olmayacağını belirtmek gerekir.
Ders kitaplarından sayfa 28 G-17’de 5. Satırda bahsediliyor: “ders kitaplarının Kürdistan’daki
hiçbir halk ve dinsel topluluğu üstün ya da hakir görmeyen bir anlayışla yazılmış olmasına dikkat
edilecektir.” Fakat sadece Kürdistan içerisindeki toplulukları birbirinden üstün görmek değil, tüm
dünya toplulukları için geçerli bir mantalite olmalı bahsedilen. Ayrıca insanın doğadan, hayvandan
veya bir cinsin diğerinden üstün görülmeyeceği de, eğitim bölümünde bahsedilmese bile, önceki
bölümlerde değinildiği için eğitim sisteminin hedefi olarak algılanabilmeli.
Benim formülasyon önerim:
Eğitim sisteminde bütün ayrımcılıklar kaldırılacak, örneğin engeli olan çocuk ve yetişkinler
seleksiyonla dışlanmayacak. Ayrıca ders kitaplarında bütün ayrımcılıklar kaldırılacak ve
Kürdistan’ın yanı sıra tüm dünya tarihi öğretilecek. Şuanki eğitim sisteminin aksine, yani çocukları
“humankapital”, ekonomik kaynak olarak görmek yerine, onların duygusal ve sosyal gelişimlerine
önem veren, onlara çeşitliliğin bir şans olduğunu öğreten, yaşamın her alanına hazırlayan ve bolca
seçmeli dersleri olan okullarla birlikte eğitim sistemi baştan inşa edilecek.
9. bölümde değiştirilmesini istediğim şeylerden bahsettim. Son olarak üzerinde düşünülmesi
gereken bir soru atmak istiyorum ortaya. Önce alıntılar yapacağım.
Sayfa 17 3c) Kürdistan yurttaşı olan herkese ırk, cins, dil, din ayrımı yapılmaksızın düşünce,
inanç, söz, basın, örgütlenme, gösteri, seyahat ve ikamet özgürlüğü tam olarak sağlanacaktır.
Sayfa 19 4- Türk ve Kürt tekelci burjuvazisinin Kürdistan’daki ekonomik, sosyal, politik ve
ideolojik güç aygıtlarına karşı amansız bir mücadele yürütülecek; bu güçleri temsil eden tüm
TC ve karşı devrim partileri yasaklanacaktır.
Sayfa 29 sondan ikinci cümle: Her türlü kültürel, folklorik ve sanatsal çabalar
desteklenecektir.
Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü karşı devrim partilerinin yasaklanmasıyla çelişkide değil mi?
Peki parti değil, eylem olduğunda ne olacak? Kapitalist sistemde rahatına bakmış olan insanlar
şimdi çalışıp parasını kazanmak zorunda ve toplanıp eylem yapma hakları yok mu? Bir inisiyatif
oluşturma ve imza toplama hakları? Sistemde değişiklikler yapma? Peki Erdoğan’ın nur yüzünü
kalpler içerisinde bir tuvale boyarsa, ne yapılacak? Peki eski sistemin daha iyi olduğuyla ilgili
gazetede bir makale çıkarırsa ne olacak?
Galiba bu sorular önemli. Karşı taraftaki insanların da, Kürdistan’daki her insan gibi, başkalarına ve
kendine zarar vermediği müddetçe bu özgürlük ve haklara sahip oldukları bir gerçek. Hangi
eylemliliklerin denetim altında olacağına ve sınırın nerede çizileceğine iyi düşünmek gerekiyor.
Benim gönlüm -gerekli olmadığı sürece- hiçbir yasağa ve kısıtlamaya el vermiyor. Bu gerekliliğin
nerede başladığına karar vermek gerekiyor.
Programdaki yukarıda yaptığım alıntılardan anladığım kadarıyla, program da; komünizmi, insan
hakları ve özgürlüklerini esas alan sisteme yapılan direk saldırılar dışında, bir çok aktiviteye alan
sunuyor.
Bununla ilgili programın duruşunu güzel bir şekilde açıklayan, onaylayan ve özetleyen Karl Popper
– Açık Toplum Düşmanları’ndan bir alıntı yapmak istiyorum:
“Sınırsız hoşgörü zorunlu olarak, hoşgörünün kaybolmasına yol açacaktır. Sınırsız hoşgörüyü
hoşgörüsüz olanlara bile gösterirsek, hoşgörülü bir toplumu hoşgörüsüzlerin saldırısına karşı
savunmaya hazır olmazsak, hoşgörülüler ve onlarla birlikte hoşgörünün kendisi de ortadan
kalkacaktır. — Bu formülasyona göre, hoşgörüsüz felsefeleri her zaman baskı altında tutmamız
gerektiğini kastetmiyorum; akılcı argümanlarla onlara karşı gelebildiğimiz ve kamuoyuyla
dizginleyebildiğimiz sürece, baskı yollarına gitmek kesinlikle akılsızca olurdu. Fakat, gerekirse
onları zorla bastırma hakkına dahi sahip çıkmalıyız; çünkü onların bizimle aynı akılcı tartışma
düzeyine çıkmaya hazır olmamaları ve her türlü kanıtı reddederek işe başlamaları olasıdır. Kendi
kitlelerine akılcı argümanlara kulak vermeyi yasaklayabilirler ve onlara kanıta karşı yumruklarını
yahut tabancalarını kullanmayı öğretebilirler. Onun için biz, hoşgörü adına, hoşgörüsüzleri
hoşgörmeme hakkına sahip çıkmalıyız.”
Sonuç: Program taslağına son yorumlar, partinin teorik altyapısı, partinin yaşam kaynağı
olarak insan ve insanın yaşam programı olarak parti
KKP’yi gerçek anlamda yaşatmaya, büyütmeye, geliştirmeye çalışan az sayıda insanımıza en içten
teşekkür etmek istiyorum. Bu var olmaya devam etmesi gereken partinin yaşama kaynakları biziz.
O yüzden biz elimizi taşın altına koyacağız, biz o fazla yükleri yükleneceğiz. Hem programın
gelişmesi ve zenginleşmesi için, hem de partinin örgütlenmesi için; bu mecburidir. Program
komisyonuna selam ve sevgiler.
KKP’nin bütün dünya sorunlarıyla ilgilenmesini ve insan yaşamının her alanı için çözüm önerileri
sunmasını önemsiyorum. KKP üyelerinin parti içi çalışmalarla özel yaşamlarının direk bağlantısını
kurabilmelerinin koşulu budur. Eğer parti programıyla özel programın direk bağlantısı kurulmazsa,
parti çalışmalarının yük olarak algılanması sorunu devam eder. Fakat KKP programı aynı zamanda
bir özgür insan yaşamı programı olabilirse; hem özel sandığımız sorunların da sistematik oluşunu
kavrarız, hem de günlük yaşantımızda da KKP’nin yolgöstericiliğine sığınabiliriz. Postmodern
koşullarda, gerek toplumsal-gerek kişisel problemlerimizin çözümünde böyle bir yolgöstericiliğe
ihtiyaç olduğunu düşünüyorum ve bunu KKP’nin yapabileceğine yürekten inanıyorum.
24.12.19
Roza Özgür

Bölüme ait diğer yazılardan!

KİMYASAL SİLAH KULLANAN FAŞİST TC DEVLETİNE KARŞI HEP BİRLİKTE SESİMİZİ YÜKSELTELİM !

KİMYASAL SİLAH KULLANAN FAŞİST TC DEVLETİNE KARŞI HEP BİRLİKTE SESİMİZİ YÜKSELTELİM ! Sömürgeci Türk devletinin …