Perşembe , Aralık 1 2022
Home / Güncel / Libya’ya Asker Gönderme Kimlerin Çıkarına ? Serhat Arosya

Libya’ya Asker Gönderme Kimlerin Çıkarına ? Serhat Arosya

 

Libya’ya Asker Gönderme Kimlerin Çıkarına?

 

TC devletinin kısa bir tarihi sayfalarına göz atığımızda, karşımıza iki nesnel gerçeklik çıkar; birincisi dışa açılma ve yayılıma politikasını Enver paşanın Turancı ve pantürkçülük için Osmanlı döneminde içine girmiş olduğu (1915) yayılmacı siyasal sürecin Sarıkamış’daki falaketin kendilerine maliyeti 92 000 askerin donmasına mal olmuştur. O dönemden beri bu yayılmacı zihniyet orta yere çakılmış, kalmıştır ve bir millim ötesine taşınamamıştır. Anlaşılan odur ki TC devleti halen buradan çıkarılması gereken dersi çıkarmamış olmalardır.

İkinci ise; güya yedi düvele karşı kurulan devletin sınırlarının Lozan anlaşmasıyla (1923) çizilmesinden sonra ki süreçte devletin sınırlarının korunmasına ilişkin uygulanan politikalarının dün ve bugün ’de aynı yayılmacı ve istila zihniyet kendilerinin terk etmemesidir.

Nitekim soğuk savaş süreci boyunca Türk devletinin bu çerçevede kendi sınırlarını koruma çabası içinde oldular. Bu koruma daha çok Varşova paktından havadan veya karadan gelebilecek olası saldırıya karşı NATO içinde önemli bir jeo-Stratejik noktaydı. Dolayısıyla NATO’dan almış olduğu destekle sınırlarının korunmasını sağlaya gelmişlerdir. Zira soğuk savaş sürecinin bitmesi, sosyalist sistemin dağılmasıyla çok geçmeden Enver Paşanın kemiklerini Kırım’dan alıp Türkiye’ye getirmişlerdir. Enver Paşa’ının yarım kalmış yayılmacı politikalarının yeniden canlandırılması için TC devlet yöneticileri kollarını sıvadılar.

Dün kendi sınırlarını koruyan TC devleti, bugün artık gözlerini kendi sınırları dışına dikmiştir ve yarım kalmış yayılmacı siyasetini Çin setine kadar yaymanın hayallerini kuruyor/ kurmaktadırlar.

TC devleti NATO’ya girmek için Kore’ye dün Menderes döneminde asker göndermiştir. Sonrasında’da NATO üyeliği verilmiştir. Yurt dışına Asker gönderme o dönemle sınırlı kalmıştı.

Bunun dışında bugün ki süreçte görüyoruz ki TC devletinin askeri gücü Afganistan, Somali, Arnavut, Kosova, Katar’da bulunuyor; Rojava ye Kürdistan, Güney Kürdistan’da sil baştan fiili işgale girişmiş durumda’dır. TC devleti emperyalist emel’lerine soyunmuş ve emperyal hayel’lerini her gün bir adım daha ileriye taşıyor/ taşmaktadır.

TC devletinin G20 ülkelerinin listesinde yerini almış ve emperyalist bir Ülke konumda kendisini görüyor. Emperyalist yayılmacı karekterinde ki saldırganlığı bu tarihsel süreçten alıyor / almaktadır. Bu saldırgan politikasını yoğun biçimde Kürt’lere karşı kusmaktadırlar.

Orta Doğuda Emperyalist paylaşım süreci şiddetle devam ediyor. Orta Doğu emperyalistlerin kurtlar sofrasına dönüşmüştür. Zira ABD ve kısmen TC devletinin sahadaki etkinliklerine onay vermiş, diğer taraftan Rus emperyalistleri sahada İran’ı ve İran üzerinden İrak, Süriye ekseninde tutuyor. Bifiil kısmen Rusya’yala ve ABD’yle yüz yüze gelmekten kaçınmıştır. Sahada ki cihatçı çetelerini idbil’de yüz üstü bırakan TC devletinin baş diktatörü Erdoğan, burada sonuç alamayacağının farkında davranmıştır. Dolayısıyla bu çığrıtkanlığını Akdeniz sularına bırakmıştır. Akdeniz ve Kıbrıs üzerinden bu sahayı petrol ve doğalgaz arama bahaneleriyle tüm cihatçı çeteleri Libya’ya ihvan yardımına koşmaya transfer etmekten geri kalmıyor/ kalmamaktadır. Çünkü çeteler üzerinde uygulamaya çalıştığı projeleri Rojavada Kürt’ler boşa çıkardılar. Sonuç alınamacağını görmüş oldular. Yani başında kayıp ettiklerini Libya‘da kazanmanının peşinde ve derdin’deler.

Bu gelişmeler seyrinde tezkere parlemento’da onaya sunmasıyla 184 hayır oya karşı 325 evet oy çokluğuyla parlementoda geçmiştir. Nitekim artık baş diktatörün çığrıtkanlığı hayata geçirilmek üzeredir. Libya’da kimlerle karşılaşacağı belirsizliğini koruyor. Görünen o dur ki Libya’yı 90 % kontrol eden güce karşı ve Mısır’ın ve Sudi’lerin desteklemiş olduğu kesimlerle yüz yüze gelme durumu bulunuyor. Çığrıtkanlık yapan baş diktatör Erdoğan ciddi bi sıkıntılı süreçle yüz yüze gelmiş bulunuyor. Bu belirsiz çatışma ortamı binlerce yoksul köylü çocukların ölmesine ve kan gözyaşlarına ağır mal olacağı kesindir. Türkiye halklarının bu çığrıtkanlığa karşı seslerini yükseltmelidirler. AKP ve MHP Faşist rejimi ömrünü her gün kısılmaktadır. Dolayısıyla dış politikada hiç bir inandırıcılığı kalmamış ve Türkiye’yenin uluslar arası alandada saygınlığını çoktan yitirmiştir.

Libya’ya girmesiyle Arap ülkelerinin bir çoğunun tepkisini alıyor. Fransa başta olmak üzere diğer batılı ülkelerin TC’ye burada pay vereceklerini düşünemiyorum. TC devleti pazarda’ ki pirinçe giderken evde ki bulgur’dan olma süreciyle bütünlüklü olarak yüz yüze kalma tehlikesi içinde görünmektedir.

03.01.2020

Bölüme ait diğer yazılardan!

KİMYASAL SİLAH KULLANAN FAŞİST TC DEVLETİNE KARŞI HEP BİRLİKTE SESİMİZİ YÜKSELTELİM !

KİMYASAL SİLAH KULLANAN FAŞİST TC DEVLETİNE KARŞI HEP BİRLİKTE SESİMİZİ YÜKSELTELİM ! Sömürgeci Türk devletinin …